18 Kasım 2009 Çarşamba

AB yolunda din-devlet ilişkileri de tartışılmalı


Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu, Avrupa Birliği (AB) tartışmalarında siyaset, ekonomi ve kültürel konuların ön plana çıktığına dikkat çekerek, din-devlet ilişkilerinin göz ardı edilmesinden yakındı.



Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu, insanların daha dindar hale geldiklerini söyledi.

AB ile ilgili tartışmalarda karşılaşılan en önemli sorunun `homojen ve tek tip bir Avrupa anlayışı` olduğuna işaret eden Bardakoğlu, `Her alanda olduğu gibi din-devlet ilişkilerinde de AB ülkelerinde çeşitlilik var. Ağırlıklı tartışılan konu siyaset, ekonomi ve kültür. Ama bununla birlikte AB`de din-devlet boyutunun yeterince tartışılmadığını görüyoruz.` dedi.

Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Merkezi`nin (İSAM) desteği ile yapılan `Avrupa Birliği ülkelerinde din-devlet ilişkisi` konulu sempozyum, İSAM Konferans Salonu`nda başladı. Açılışta konuşan Başkan Bardakoğlu, ülkelerin tercihinin onların din eğitimi ve öğretimine bakışlarını da etkilediğini vurguladı. Modernleşme ile dinin etkisinin azalacağı görüşlerinin boş çıktığını aktaran Bardakoğlu, dünyanın bazı istisnalar dışında eskisinden daha fazla dindar hale geldiğini söyledi. Proje sorumlusu Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Köse de, çalışmalarına başlarken, `Din-devlet ilişkisinde ortak bir Avrupa modeli var mı? Yoksa bu alan ülkelerin sorumluluğuna mı bırakılmış?` sorusundan hareket ettiklerini kaydetti. Sempozyumun açılış tebliğini sunan İngiltere Exeter Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Grace Davie ise Avrupa`da genç nüfusun büyük bölümünün dinden uzaklaştığını, dini düşüncesini kontrol etme kapasitesini yitirdiğini söyledi. Bununla birlikte dinin her geçen gün kamusal alana nüfuz ettiğini kaydeden Davie, `Bu eğilimi Avrupa`nın çeşitli bölgelerindeki İslam`ın varlığı tetiklemekte.` dedi. İki gün sürecek ve 12 Avrupa ülkesinin katıldığı sempozyumda Müslümanlara yönelik politikalar da ele alınıyor.

Mükremin Albayrak, İstanbul

Mahkemeden din dersi konusunda tartışılacak karar

Antalya 3. İdare Mahkemesi, zorunlu din dersi konusunda tartışılacak bir karara imza attı. Edinilen bilgiye göre, Antalya`da yaşayan M.A.D. ile D.D. çifti Muratpaşa ilçesindeki bir ilköğretim okulunun 5. sınıfında eğitim gören kız çocukları S.D`nin zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi dersinden muaf tutulması istemiyle dava açtı.



Muratpaşa Kaymakamlığı aleyhine açılan davada avukat Nusret Gürgöz, S.D.`ye eğitim gördüğü ilköğretim okulunda ailesinin iradesine, dinî inançlarına ve felsefî görüşlerine aykırı biçimde dinsel eğitim verildiğini, davalı idarenin işleminin hukuka aykırı olduğunu savundu. Zorunlu din dersinin yürütmesinin durdurulması istemine yönelik kararı veren Antalya 3. İdare Mahkemesi, gerek Türkiye Cumhuriyeti Anayasası`nın 24. maddesi, gerekse İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmesi`nin 9. madde hükümlerinin herkesin dinî inancını ve özgürlüğünü koruduğunu ifade etti. Mahkeme heyeti, zorunlu din dersi uygulamasının davacı öğrenci yönünden yürütmesinin durdurulmasına hükmetti. Antalya, Cihan

25 Şubat 2009, Çarşamba

Din eğitimi konusunu önyargısız tartışalım


Bardakoğlu, din eğitimi konusunun her şeyden önce ön yargısız bir şekilde tartışmaya açılması gerektiğini söyledi


Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, toplumun din eğitimi ihtiyacının tam olarak karşılanamadığına dikkat çekerek, "Bu konuda ilk yapılacak şey din eğitimi ihtiyacının nasıl karşılanması gerektiğini tartışmaktır. Din eğitimi konusuna önyargısız olarak yaklaşmalı, tartışmalı ve her türlü fikre açık olmalıyız" dedi. 1. Din Hizmetleri Sempozyumu`na katılan Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, Başkanlığın din kurumu değil , sadece din hizmetleri verdiğini belirterek, "Hızla değişen bir toplumda yaşıyoruz. Eskiden gördüğümüz ve devraldığımız geleneklerle din hizmetlerini sürdürmek yerine, yeni yüzyılın ihtiyaçlarına göre insanlarımıza yeni usüllerle, iletişim araçlarıyla din hizmetini sunmak durumundayız" dedi.

DİN HEPİMİZİ İLGİLENDİRİR

Bardakoğlu, din eğitimi konusuyla ilgili bir soru üzerine Anayasa`nın 24. maddesinin din eğitimi konusunda Diyanet İşleri Başkanlığı`na verdiği görevi hatırlatarak, bu görevin cami hizmetleri ve Kur`an kursları kanallarıyla yerine getirildiğini söyledi. Din eğitimi ihtiyacını karşılayan başka bir kurumun olmayışına dikkat çeken Bardakoğlu, şöyle konuştu: "Toplumun din eğitimi ihtiyacını bir realite olarak görüp, bunun nasıl karşılanması gerektiğini tartışmak gerekir. Ön yargısız olarak, kimseyi itham etmeden, mahkum etmeden." Tartışmaların kurumları yıpratmadan yapılması gerektiğini ifade eden Bardakoğlu, dinin herkesin ortak bağı olduğunu sözlerine ekledi. Bardakoğlu, Kur`an kurslarındaki 12 yaş sınırıyla ilgili bir soru üzerine ise, " Yaş 15 olsun ya da 10 olsun diyenler olabilir. Biz de toplumun tartışmasından istifade ederiz. Bu konuda kararı verecek olan Diyanet İşleri değil, siyasi iradedir, yasama organıdır. Biz ise sadece görüşlerimizi paylaşırız" dedi.

"Zorunlu din dersi" tartışmaları


AB çevrelerinde, Türkiye`de "zorunlu din dersi" tartışmalarını yakından izliyor. Üst düzey AB diplomatları, din dersinin tüm öğrenciler için zorunlu olmaması gerektiği konusunda birleşiyor.

AB diplomatları, tüm öğrencilerin almaya mecbur edildiği bir din dersinin AB ilkelerine uygun olmadığını söylediler. Konuyu değerlendiren bir AB Büyükelçisi, AB`nin "zorunlu din dersi" ile ilgili yaklaşımının "açık ve net" olduğunu belirterek, "Zorunlu din dersini AB onaylamıyor" dedi.

AİHM`nin Alevi bir velinin başvurusu üzerine din dersinin zorunlu olmasına karşı çıktığına dikkat çeken Büyükelçi, "AB, er yada geç bu konu üzerinde duracak" şeklinde konuştu.

"HÜKÜMETİN NE YAPACAĞI BELLİ DEĞİL"

Diğer üst düzey bir AB diplomatı da, Türkiye`de "zorunlu din dersi" konusunun "karmaşık ve hileli" bir konu olduğunu, hükümetin üyelerinden farklı ve çelişkili açıklamaların geldiğini savunarak, hükümetin ne yapacağının belli olmadığını savundu.

AB ülkelerinde din dersi konusunun, ülkelere göre değiştiğini belirten diplomat, "AB içinde tek bir reçete yok. Ancak başka inançları olan veya inancı olmayan öğrenciler gözardı edilemez" şeklinde konuştu.

17 Kasım 2009 Salı

Kâbe’nin üzerinden ‘kuş uçmadığı’na dair kanaati siyasiler ve din bilginleri tartıştı


BAKIN KİMLER NELER DEDİ?

Aşkın Asan (AK Parti Ankara): 18 yaşında Kâbe'ye gittim. Bu konu o zaman da vardı. Sonra bir sabah namazı sırasında, Kâbe'nin önünde bağdaş kurup gözlemledim. Kuşlar Kabe'nin üzerinden uçmuyordu. Yanından kenarından güvercinler geçiyor. Çünkü, namaz vakti, bir yerlere ekmek kırıntısı bırakılıyor. Onları alıyorlar, ama üstünden uçmadı.

Prof.Hayri Kırbaşoğlu (A.Ü. İlahiyat Fakültesi Hadis Bölümü): Bu tür iddiaları ortaya atanlar bilimsel ispattan ziyade kendi kutsallarına karşı bazı çabalar içine girerler. 'Hac'da şeytan taşlamasında atılan taşların göğe kaldırıldığı' şeklinde de bir şey var. Bunların aslı astarı yok.

Prof. Ethem Derman (A.Ü. Fen Fakültesi Astronomi Bölümü Uzay Bilimleri Başkanı): Suyun olmadığı yerde kuş olur mu? Hiçbiri doğru değil. Bu manyetik alanla da açıklanamaz. Çünkü, dünyanın manyetik alanı geneldir. Bölgesel manyetik alan olmaz. Kâbe'de lokal olarak manyetik alan yok.

Prof. İsmail Hakkı Ünal (A.Ü İlahiyat Fakültesi. Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi): Dinde böyle bir şeyin yeri yok. Halk arasında var. Kuş uçar, uçak uçar. Kuşların ne suçu var. Kuşa gelene kadar kutsallığını zedelemişler, onlara itibar etmemek lazım.

Okan Can (Kuş Göçü uzmanı): Gözlem yapılması lazım. Basit bir araştırma ile anlaşılır. 4 ayrı kafeste güvercin götürülür ve bırakılır. Manyetik alan kuşları etkilemez. Uçarlar.

Mehmet Çiçek (AK Parti Yozgat Milletvekili- Diyanet İşleri eski Başkan Yardımcısı): Kâbe'ye yıllardır giderim bu söylenir. Ama kuşlar her yerden uçarlar.

BİR KLASİK MÜZİK KONSERİNDE, EZAN OKUNURKEN KONSERE ARA VERİLMESİNİ YADIRGAYAN BİR OKUR, AYŞE ARMAN'A MAİL ATMIŞTI. AYŞE ARMAN, 'OLMAZ BÖYLE ŞEY'E ALDIĞI İTİRAZLARI KÖŞESİNDE ŞÖYLE YAYINLADI:

Bu ülkenin yüzde 90’ı, “Konser sırasında ezan başlarsa, konsere ara verilsin” diyor.

Bir kısmı, “Sesler karışıyor, kakofoni oluyor o yüzden” diyor.

Bir kısmı da, “Ezan insana huzur veriyor ve bu ülke mozaiğinin de bir parçası, ne var yani bir süreliğine müzik dursa” diyor.

Ama ezici bir çoğunluk, ezan okunurken müzik çalınmasını dine saygısızlık olarak değerlendiriyor.

Hepsi çok inançlı olduğu için değil.

Sadece “öteki”nin inancına saygı duymak adına.

Bir de tabii ezan Allah’ın emri olduğu için, böyle bir şeyi tartışmayı bile abes bulanlar var.

Yabancı sanatçıların çoğu da zaten, kimse söylemeden, zaten kendi istekleriyle böyle bir es veriyorlar.

İKSV Genel Müdürü Görgün Taner, “Bizde böyle bir uygulama yok” diyor, ama sağ olsun okurlarım, ezandan dolayı kesilen İKSV konserleri tek tek sayıyor.

*

Gelen maillerin çoğunluğunun “Lafa bak, tabii ki duracak konser, nüfusunun yüzde 99’unun Müslüman olduğu bir ülkeden söz ediyoruz” şeklinde olduğunu görünce, “Demek ki, ülke gerçeği artık bu” dedim.

Benim gerçeğime gelince, ezan sesi yükselmeyen bir ülkede yaşamak istemem, seviyorum ezan sesini, içimi huzur kaplıyor, hatta bazen ağlama isteği geliyor, ama iyi okunan ezanda...

Kötü okunan ezanda ise, itiraf ediyorum saçımı başımı yolmak istiyorum.

Konser sırasında ara vermeye gelince...

Arabada iki kişinin cep telefonuyla konuşmasına bile sinir olan biri olarak, seslerin birbirine karışmasına tahammül edemiyorum, öyle bir durumda evet, bekleyelim ezan bitsin ama konseri bölmüyorsa, ara vermek neden? Niye saygısızlık olsun?

Ben bir sürü şeye anlam veremiyorum bu ülkede.

Sorun bende galiba.

Aşağıda maillerden bazı örnekler okuyacaksınız, sığmayanlar internette, tek tek yanıt yazmadım, zaten bu konuda ne düşündüğümü az evvel açıkladım.

Çeşit çeşit görüş buyurun burdan okuyun

İKSV genel müdürü gerçeği bilmiyor

Arkeoloji Müzesi’nde 23.06.2009 Salı akşamı saat 21.00’de başlayan Saray Konserleri programına eşimle katıldık ve ezan okunurken programa ara verildi. Hatta komik bir şey de oldu. Biliyorsunuz Arkeoloji Müzesi, camilerle çevrili bir alanda. Biri biterken bir diğer caminin ezanı başlıyordu, sonra diğeri, böylece uzadı gitti. En sonunda Halit Turgay gülümseyerek tekrar programa başladı. Kısacası İKSV genel müdürü ya gerçeği söyleyemiyor ya da gerçeği bilmiyor.

(Halit K.)

Türkiye zaten muhafazakâr

Türkiye, her geçen gün muhafazakarlaşmıyor, zaten muhafazakar! Yüzde 99’unun Müslüman olduğu bir ülkede, ezan sırasında, konser arası, normal değil mi? O halde bu gocunma niye? Bodrum, Yunan adası değil ki, Türkiye sınırlarında. Hele bundan sonra ramazan, yıllarca yaz aylarına rastlıyor, dinimizin vecibelerine bir zahmet daha çok uyalım.

(Turgut Y.)

Ortaköy’deki ezan sesi büyüleyici

7 Temmuz 2009. Saat 22.00. Ortaköy Sait Halim Paşa Yalısı’ndayız, Melody Gardot konseri. Yerimize oturduk. Konser başladı. Melody Gardot nefis sesiyle bizi bizden alırken, birden müzik kesildi. Melody Gardot kısa bir açıklama yaptı. “Bu sabah, çok erken bir saatte, bu harika şehirde, yatağımdan büyüleyici bir sesle uyandım, işte yine aynı ses” gibi bir şeyler söyleyerek, konsere birkaç dakika ara verdiğini anons etti. Ve hemen ardından Ortaköy Camii’nden ezan sesi yükseldi. Ezan bitince de konser devam etti. Nasıl yorumlayacağımı bilemedim. Cami konser alanına çok yakın olduğu için gürültüler
karışacak diye mi böyle yapıldı ya da saygıda kusur etmemek için mi? Orası bir soru işareti. Ama olan budur.

(Füsun F.)

Çanla klasik müzik bölünmez!

Eyvah eyvah! Bodrum’daki sanatsever aydınlarımızın, ezan yüzünden konsantrasyonlarının bozulmasına ailecek çok üzüldük. Diyoruz ki, tez zamanda “Ezana hayır! Kahrolsun ezan!” gibi mitingler düzenlemeliyiz. Bodrum’daki camilerin yıkılmasını da talep etmeliyiz. Oraya kilise yapılsın, sadece çan çalsın. Hem çan çalınınca, klasik müzik bölünmez! Ülkemizin en önemli sorunu da böylelikle çözülmüş olur.

(Mehmet Ç.)

Biz Konya’da alıştık Bodrumlular da alışır

Biz burada, yani Konya’da çoktan alıştık efendim. Yakında Bodrumlular da alışır. Memleket baştan başa Amerikan mandasında yemyeşil şeriat. Konser arası ezanlar sürdükçe, şeriat arası talan ve soygun da sürecektir efendim. Ama bu şaşkınlık niye? Oy verenler bu insanlar değil mi? Medya bile akçe
işleri nedeniyle yeşile bürünmüyor mu? Saygılarımı sunuyorum efendim, sevgi
ve ışık sizinle olsun!

(Sait S.)

İnsanları kendi haline bırakın

6-7 sene önce Şefika Kutluer, Aya İrini’de piyano eşliğinde muhteşem bir resital veriyordu. Bir ara durdu, flütünü göğsüne bastırdı, huşu içinde ezanı dinledi ve devam etti. O zaman bu davranış, biz izleyicilere çok mistik ve hoş gelmişti. Ama kendimizi baskı altında hissettiğimiz, din adına dayatmacı bir dönemde izleyicilere itici gelmiş olması normal. Demek ki, insanları kendi haline bıraksalar, herkes daha anlayışlı ve hoşgörülü davranabilecek. Din politikaya alet edildiği sürece, bunları yaşamak zorunda kalacağız.

(Tuna E.)

Saygı gereği kesilmiştir

Konserde, düğünde, eğlencede vs. ezan okunurken müziğin sesini kısmak, Türk kültür ve ananelerinden biridir ve saygı göstergesidir. Bir tarafta ipodu ile şarkı dinleyen bir genç, onun yanında şarabını yudumlayan birisi ve az ilerisinde namaz kılan biri doğaldır. Ama ezan bu ülkede binlerce yıldır okunmaktadır ve saygı gereği yarıda kesilmiştir. Bence doğru yapılmıştır. Mekan kapalı ve ezan sesi dışarıdan duyulmuyorsa,
bakın o başka.

(Alpaslan K.)

O konserde ben de vardım

42 yaşında İzmir’de yaşayan Atatürk ilkeleri için elimden geleni yapmaya gayret eden bir kadınım. Turgutreis’teki o konserde ben de vardım. Ezan arası verilmesi, benim çok hoşuma gitti. Öncelikle cami çok yakındı ve müzikle karıştığı için konseri dinlemek zorlaşıyordu. Ayrıca hoca, ezanı inanılmaz güzel okuyordu. Buna da sık rastlamıyoruz biliyorsunuz. Şefin de, ezanı dinlemekten keyif aldığını düşünüyorum. Abartacak bir durum yok. Lütfen daha geniş açılardan bakalım olaylara. (Ayşegül B.)

Tamamen sesle ilgiliydi

İKSV Müzik Festivali kapsamında, hem Arkeoloji’nin bahçesinde hem de Esma Sultan’da ezan arası verildi. Hatta müzik festivalinde ara çok uzadı hem sanatçıların hem izleyicilerin konsantrasyonu epeyce dağıldı. Espriyle, “Ne yapalım ki, hepsi aynı anda okumuyor! Bekliyoruz böyle” dediler. Tamamen sesle ilgiliydi. Şile’de de, geçen yıl, halk konserlerinde istisnasız hepsinde ezan arası verildi. Şile, maalesef artık AKP’li. Bu uygulama da onlardan sonra başladı. Hatta birinde, belediye başkanı namaza gidince avanesi de arkasından kalktı. Ezan arası oldu, namaz arası namazı kıldı, geldi konser öyle devam edebildi. Sanatçı Şileli genç bir kızdı bozulmadı, başkası olsa terk edip giderdi. Namaz kılmanın şov malzemesi yapılmasını kesinlikle saygısızlık olarak değerlendiriyorum. Rahmetli anneannem de Şileli aydın, hacı kızı, başı açık, namaz kılan hem dinini bilen hem de güncel yaşayan biriydi. Hiçbir etkinlikte namaz molası verdiğini hatırlamıyorum. Her meclise katılır, eve gelince kılardı namazını. (Yasemin.)

Ezan sesi çok yüksek

O konsere ezan sesi yüksek diye ara verilmiştir. Bu çok ciddi bir sorun. Bizi bir tarafa bırak, turistler rahatsız olmaz mı? Bal gibi oluyorlardır. Çeşme Ilıcalı imamı, inanılmaz yüksek sesle bağırıyor. Zaten turist murist yok. Biz bizeyiz. Galiba başımızdakilerin turizm gelirine ihtiyaçları yok. Yanlış anlaşılmasın, ezana filan itirazım yok. Sadece bu kadar yüksek sesle okunmasın diyorum. (Güler K.)

Schalke, Hazreti Muhammed'in adının anıldığı MARŞINI DEĞİŞTİRMEYECEK


DANIŞTILAR VE BU KARARI ALDILAR:

Müslümanların eleştirisine neden olan Alman futbolunun köklü takımlarından Schalke 04'ün yarım asırlık marşı değiştirilmeyecek.

İslam uzmanlarından görüş alan kulüp, marş sözlerinde Peygamberimiz Hz. Muhammed'in isminin geçmesinin sakıncalı olmadığı sonucuna vardı.

Sözlerinde Hz. Muhammed'in isminin geçmesi nedeniyle bazı Müslümanlardan tepki alan kulüp, aralarında Osnabrück Üniversitesi'nden Prof. Bülent Uçar'ın da bulunduğu İslam uzmanlarının görüşüne başvurdu.

Süddeutsche Zeitung gazetesinin haberine göre, bu görüşler ışığında marş sözlerinin İslam'a yönelik herhangi bir olumsuzluk içermediği sonucuna varan Schalke, marşın değiştirilmesine gerek olmadığı kararını aldı.

Almanya Müslümanlar Merkez Konseyi Genel Sekreteri Ayman Mazyek, Müslümanların, Dresden'de bir Müslüman kadının öldürülmesinden sonra olaya çok daha fazla duyarlılık gösterdikleriini belirtti.

Schalke kulübünün marşında tartışmaya neden olan sözler şu şekilde:

“Muhammed bir peygamberdi, futbol oyunundan anlamazdı. Anca bütün güzel ve ihtişamlı renkler arasından O da, mavi ve beyazı düşündü.”