Erkek için de, kadın için de iyi geçinmek, fedakârlık ve sabır ister. (Külfetsiz nimet olmaz) buyurmuşlardır.
İyi geçinmek için, sıkıntılara katlanmak ve her zaman kendini haklı görmemek gerekir. Ben haklıyım demek geçimsizliğe yol açar.
Tecrübeli ve Müslüman bir annenin, asırlar önce kızına verdiği bir öğüt:
Doğup büyüdüğün, senelerce yaşadığın bir yuvadan çıkarak, yabancı bir yere gidecek, huyunu, suyunu bilmediğin bir insanla yaşayacaksın.
Sen ona yer ol ki, o sana gök olsun.
Sen ona ev ol ki, o da evin direği olsun.
Sen ona cariye ol ki, o da sana köle olsun.
Ona sıkıntı verme ki sevgisini azaltmasın.
Ondan uzak kalma ki, seni unutmasın!
Onun gözünü, burnunu ve kulağını koruyasın ki, gözü senden başkasını görmesin, senden başkasının kokusunu almasın ve senden hep güzel şeyler işitsin.
Evinde otur, ev ve el işleriyle meşgul ol!
Yiyecek, içecek hususunda o ne getirirse, onunla kanaat et ve şunu bunu alamıyoruz diye asla şikayette bulunma!
Koca hakkını kendi hakkın üzerine tercih et!
Kocanın akrabasının hakkını da önde tut!
İntizama ve temizliğe dikkat et!
Komşularınla iyi geçin, onlardan gelecek sıkıntılara katlan!
Bilhassa komşular arasında laf getirip götürme! Dedikodudan kaç!
Namazlarını vakit girer girmez kıl!
28 Ekim 2009 Çarşamba
GÜNÜN SOHBETİ
Müslüman fen adamları
Sual: Bazı kimseler, "Müslümanlıkta hep ibadet olduğu, fenne gereken önem verilmediği için, müslümanlar arasında fen adamı çıkmamıştır. İslam dini, fenne önem verseydi, müslümanlar arasından da Edisonlar, Pastörler çıkardı" diyorlar. Neden müslümanlardan fen adamları çıkmamıştır?
CEVAP
İslam dini, bütün yenilikleri emreden bir dindir. İşte bundan dolayı ilim adamlarına çok önem verilmiş, ilmi, fenni ve teknik araştırmalar yapılmış, müslümanlar tıpta, kimyada, astronomide, coğrafyada, tarihte, edebiyatta, matematikte, mühendislikte, mimarlıkta ve bunların hepsinin temeli olan, güzel ahlak ve sosyal bilgilerde, en üstün dereceye varmışlardır.
Batının bugün dahi büyük saygı ile andığı kıymetli bilginler, mütehassıslar, üstadlar yetiştirmişler, dünyanın hocası, medeniyetin önderi olmuşlardır. O zaman; yarı vahşi olan Avrupalılar, en modern bilgileri İslam üniversitelerinde öğrenmişler, hatta Papa Sylvester gibi, hıristiyan din adamları bile Endülüs Üniversitelerinde okumuştur.
Bugün bile, hâlâ Avrupa dillerinde kimyaya “Chemie” ve cebire [Arapça El-cebir kelimesinden] "Al-gebra" adı verilmektedir. Çünkü bu ilimler, önce müslümanlar tarafından dünyaya öğretilmiştir. Avrupalılar, dünyayı tepsi gibi dümdüz ve etrafı duvarlarla kaplı zannederken, müslümanlar, ilk olarak, dünyanın küre şeklinde olduğunu ve döndüğünü buldular.
Dünyada ilmin öncüleri olan ve İslam kültürü ile yetişen ilim adamları çoktur. Bazıları şunlardır:
Ali Kuşcu, büyük astronomi âlimi, ilk defa Ayın şekillerini anlatan kitap yazdı.
Almar, ilk defa katarakt ameliyatını gerçekleştirdi.
Battani, dünyanın en meşhur astronomi âlimi ve trigonometrinin kaşifidir.
Biruni, dünyanın döndüğünü ve yerçekimini Newton’dan önce ispat etti.
Cabir bin Hayyan, atom bombası fikrinin ve kimya ilminin babası olan büyük dahidir.
Cezeri, 8 asır önce otomatik sistemin kurucusu ve bilgisayarın babasıdır.
Demiri, Avrupalılardan 400 sene önce zooloji ansiklopedisini yazmıştır.
Ebu Bekir Razî, o zamana kadar aynı hastalık sanılan kızıl, kızamık ve çiçeğin ayrı hastalıklar olduğunu ilk defa bulan tabiptir.
Ebu Kâmil Şuca, Avrupa’ya matematiği öğretmiştir.
Ebül-Vefa, trigonometride tanjant, kotanjant, sekant, kosekantı bulan matematikçidir.
Farabi, ses olayını ilk defa fiziki yönden açıklamıştır. Sesin fiziki izahını ilk defa o yapmıştır.
Fatih Sultan Mehmed, havan topunu keşfetmiştir.
Gıyasüddin Cemşid, matematikte ondalık kesir sistemini ilk defa bulmuştur.
Huneyn bin İshak, göz doktorlarının babası sayılır.
İbni Cessar, cüzzamın sebebini ve tedavilerini 900 sene önce açıklamıştır.
İbni Firnas, Wringt kardeşlerden bin sene önce ilk uçan aracı yapıp uçmayı gerçekleştirmiştir.
İbni Haldun, tarihi, ilim haline getirmiş, sosyolojiyi kurmuştur.
İbni Hatib, vebanın bulaşıcı bir hastalık olduğunu ilmi yoldan açıklamıştır.
İbni Karaka, dokuzyüz yıl önce harika bir torna tezgahı yapmıştır.
İbni Sina, hastalıkların mikroplardan geldiğini ilk bulan hekimdir.
İbni Türk, cebirin temelini atan bilginlerdendir.
Kadızade Rumi, yaşadığı asrın en büyük matematik ve astronomi bilginidir. Fizik kurallarını astronomiye uygulamıştır.
Kambur Vesim, verem mikrobunu R. Koch’dan 150 sene önce keşfetmiştir.
M. Akşemseddin, Pasteur’den 400 yıl önce mikrobu buldu.
Nurüddin Batruci, Endülüs İslam üniversitesinde astronomi profesörü idi. Güneş merkezli sistemi Kopernik’ten önce o kurdu.
Piri Reis, 400 sene önce bugünküne çok yakın dünya haritasını çizmiştir.
Uluğ Bey, çağının en büyük astronomudur.
Lagari Hasen Çelebi, füzeciliğin atasıdır. Osmanlılarda ilk defa füzeyle uçan budur.
Fen bilgilerinin temeli
Avrupalı, fen bilgilerinin çoğunu ve hepsinin temelini İslam kitaplarından aldı. Avrupalılar, dünya tepsi gibi düz, etrafı duvar çevrili zannederken, Müslümanlar dünyanın yuvarlak olup, kendi etrafında döndüğünü biliyorlardı. Hatta Musul’un Sincar sahrasında, meridyenin uzunluğunu ölçerek, bugünkü gibi buldular. (Şerh-i Mevakıf)
Galile, Kopernik, Newton, dünyanın döndüğünü, Müslüman kitaplarından öğrenip söyleyince, suç sayıldı. İslam hekimlerinin eserleri ortaçağda ders kitabı olarak dünya üniversitelerinde okutulmakta idi. Batı’da akıl hastaları şeytan tarafından tutulmuş kimseler olarak canlı canlı yakılırken, Müslüman ülkelerinde özel akıl hastaneleri kurulmuştu.
Fen, olayları görmek, inceleyip anlamak ve deneyip benzerini yapmak demektir ki, bu üçünü de dinimiz emretmektedir.
İslam ilimleri iki kısımdır:
1- Din bilgileri,
2- Fen bilgileri. İslam âlimi olmak için her ikisini de öğrenmek gerekir. Din bilgilerini öğrenmek ve yapmak, her Müslümana farz-ı ayndır. Fen bilgilerine, sanata ve en modern harp silahlarını yapmaya uğraşmak, farz-ı kifayedir. Bu iki farzı yerine getiren millet, muhakkak ilerler, medeni olur. Bir âyet-i kerime meali:
(İsteyene dünya nimetlerini; isteyene ahiret nimetlerini veririz.) [Şûrâ 20]
İstemek, sebebe yapışmak, yani çalışmakla olur. Allahü teâlâ, çalışanlara dilediklerini vereceğini vaad ediyor. Müslüman olsun olmasın, çalışan herkese, vereceğini bildiriyor. Amerikalılar, Japonlar böyle çalıştıkları için dünya nimetlerine kavuşuyorlar. Ortaçağdaki Müslümanlar, böyle çalıştıkları için, medeniyet rehberi olmuşlardır. Abbasiler ve Osmanlılar son zamanlarında, iç ve dış düşmanların tesirleriyle, fen bilgilerini öğrenmekten ve öğretmekten mahrum edildiler. Bu sebeple muazzam devletleri çöktü.
Din ve fen
Din düşmanları, temiz gençleri aldatmak için, (İslamiyet ilerlemeye engel olmaktadır. Hıristiyanlar ilerliyor. Her nevi fen vasıtası yapıyorlar. Tıpta, savaşta, haberleşmelerde kullandıkları fen aletleri, gözlerimizi kamaştırıyor. Biz de hıristiyanlara uymalıyız) gibi sözlerle, İslamiyet’teki güzel ahlakı, kardeşliği bıraktırmaya uğraşıyorlar ve Avrupalılara, Amerikalılara benzemeye ilericilik diyorlar. Gençleri, kendileri gibi İslam düşmanı yapmaya, felakete sürüklemeye çalışıyorlar.
Halbuki İslamiyet, fende, sanatta ilerlemeyi emrediyor. Hıristiyanlar ve bütün gayrı müslimler, babalarından, ustalarından öğrendiklerini yapıyorlar. Önceki neslin yaptıklarını, ufak tefek ilavelerle, tekrar yapıyorlar. Öncekiler yapmasalardı, bunlar hiçbirini yapamazdı. (Tekmil-i sinaat telahuk-ı efkar iledir) sözü asırlarca önce söylenmiştir. Yani sanatın, fennin, tekniğin ilerlemesi, fikirlerin, deneylerin birbirlerine eklenmesi ile olur.
Fendeki yenilikler
Tarih gösteriyor ki, fendeki yenilikleri, hep müslümanlar yaptı. Fen bilgilerini, fen aletlerini yüz sene evvelki hâle kadar yükselttiler. Bu terakkilere, hep İslam dini ve bu dini tatbik eden İslam devletleri sebep oldu. Hıristiyanlar, haçlı seferleri ile İslam devletlerini yıkamadıkları için, siyasi oyunlarla, yalanlarla, hilelerle, içerden yıktılar. Bunların topraklarında, muhtelif rejimler kurdular. Fakat, İslamiyet’i yok edemediler. Müslümanlardan kalan, fendeki keşiflere, ilaveler yaparak bugünkü terakkiyi kendilerine mal ediyorlar. Yalnız kendi keyiflerini, zevklerini, menfaatlerini düşünenler kötülüklerini ortaya koyduğu için, fen ve sanatı emreden İslamiyet’e gericilik diyorlar. Yahudiler, hıristiyanlar, hatta başka din mensupları da Cennete, Cehenneme inanıyor, mabedleri dolup taşıyor. Bu inananlara gerici demediklerine göre, fenne, sanata değil, zevk ve safaya, ahlaksızlıklara ilericilik dedikleri anlaşılıyor. Böyle asılsız ve haksız yalanlarla, İslamiyet’e küstahça, ilk saldıran İngilizlerdir. [İngiliz Casusunun İtirafları kitabında kâfi bilgi vardır.]
Şimdi müslümanların İslamiyet’in emrettiği, fen bilgilerine de sarılmaları, yine büyük sanayi kurarak yeni aletler yapmaları, hıristiyanlardan üstün olarak, bütün insanlığı saadete kavuşturmaları gerekir.
Sual: Bazı kimseler, "Müslümanlıkta hep ibadet olduğu, fenne gereken önem verilmediği için, müslümanlar arasında fen adamı çıkmamıştır. İslam dini, fenne önem verseydi, müslümanlar arasından da Edisonlar, Pastörler çıkardı" diyorlar. Neden müslümanlardan fen adamları çıkmamıştır?
CEVAP
İslam dini, bütün yenilikleri emreden bir dindir. İşte bundan dolayı ilim adamlarına çok önem verilmiş, ilmi, fenni ve teknik araştırmalar yapılmış, müslümanlar tıpta, kimyada, astronomide, coğrafyada, tarihte, edebiyatta, matematikte, mühendislikte, mimarlıkta ve bunların hepsinin temeli olan, güzel ahlak ve sosyal bilgilerde, en üstün dereceye varmışlardır.
Batının bugün dahi büyük saygı ile andığı kıymetli bilginler, mütehassıslar, üstadlar yetiştirmişler, dünyanın hocası, medeniyetin önderi olmuşlardır. O zaman; yarı vahşi olan Avrupalılar, en modern bilgileri İslam üniversitelerinde öğrenmişler, hatta Papa Sylvester gibi, hıristiyan din adamları bile Endülüs Üniversitelerinde okumuştur.
Bugün bile, hâlâ Avrupa dillerinde kimyaya “Chemie” ve cebire [Arapça El-cebir kelimesinden] "Al-gebra" adı verilmektedir. Çünkü bu ilimler, önce müslümanlar tarafından dünyaya öğretilmiştir. Avrupalılar, dünyayı tepsi gibi dümdüz ve etrafı duvarlarla kaplı zannederken, müslümanlar, ilk olarak, dünyanın küre şeklinde olduğunu ve döndüğünü buldular.
Dünyada ilmin öncüleri olan ve İslam kültürü ile yetişen ilim adamları çoktur. Bazıları şunlardır:
Ali Kuşcu, büyük astronomi âlimi, ilk defa Ayın şekillerini anlatan kitap yazdı.
Almar, ilk defa katarakt ameliyatını gerçekleştirdi.
Battani, dünyanın en meşhur astronomi âlimi ve trigonometrinin kaşifidir.
Biruni, dünyanın döndüğünü ve yerçekimini Newton’dan önce ispat etti.
Cabir bin Hayyan, atom bombası fikrinin ve kimya ilminin babası olan büyük dahidir.
Cezeri, 8 asır önce otomatik sistemin kurucusu ve bilgisayarın babasıdır.
Demiri, Avrupalılardan 400 sene önce zooloji ansiklopedisini yazmıştır.
Ebu Bekir Razî, o zamana kadar aynı hastalık sanılan kızıl, kızamık ve çiçeğin ayrı hastalıklar olduğunu ilk defa bulan tabiptir.
Ebu Kâmil Şuca, Avrupa’ya matematiği öğretmiştir.
Ebül-Vefa, trigonometride tanjant, kotanjant, sekant, kosekantı bulan matematikçidir.
Farabi, ses olayını ilk defa fiziki yönden açıklamıştır. Sesin fiziki izahını ilk defa o yapmıştır.
Fatih Sultan Mehmed, havan topunu keşfetmiştir.
Gıyasüddin Cemşid, matematikte ondalık kesir sistemini ilk defa bulmuştur.
Huneyn bin İshak, göz doktorlarının babası sayılır.
İbni Cessar, cüzzamın sebebini ve tedavilerini 900 sene önce açıklamıştır.
İbni Firnas, Wringt kardeşlerden bin sene önce ilk uçan aracı yapıp uçmayı gerçekleştirmiştir.
İbni Haldun, tarihi, ilim haline getirmiş, sosyolojiyi kurmuştur.
İbni Hatib, vebanın bulaşıcı bir hastalık olduğunu ilmi yoldan açıklamıştır.
İbni Karaka, dokuzyüz yıl önce harika bir torna tezgahı yapmıştır.
İbni Sina, hastalıkların mikroplardan geldiğini ilk bulan hekimdir.
İbni Türk, cebirin temelini atan bilginlerdendir.
Kadızade Rumi, yaşadığı asrın en büyük matematik ve astronomi bilginidir. Fizik kurallarını astronomiye uygulamıştır.
Kambur Vesim, verem mikrobunu R. Koch’dan 150 sene önce keşfetmiştir.
M. Akşemseddin, Pasteur’den 400 yıl önce mikrobu buldu.
Nurüddin Batruci, Endülüs İslam üniversitesinde astronomi profesörü idi. Güneş merkezli sistemi Kopernik’ten önce o kurdu.
Piri Reis, 400 sene önce bugünküne çok yakın dünya haritasını çizmiştir.
Uluğ Bey, çağının en büyük astronomudur.
Lagari Hasen Çelebi, füzeciliğin atasıdır. Osmanlılarda ilk defa füzeyle uçan budur.
Fen bilgilerinin temeli
Avrupalı, fen bilgilerinin çoğunu ve hepsinin temelini İslam kitaplarından aldı. Avrupalılar, dünya tepsi gibi düz, etrafı duvar çevrili zannederken, Müslümanlar dünyanın yuvarlak olup, kendi etrafında döndüğünü biliyorlardı. Hatta Musul’un Sincar sahrasında, meridyenin uzunluğunu ölçerek, bugünkü gibi buldular. (Şerh-i Mevakıf)
Galile, Kopernik, Newton, dünyanın döndüğünü, Müslüman kitaplarından öğrenip söyleyince, suç sayıldı. İslam hekimlerinin eserleri ortaçağda ders kitabı olarak dünya üniversitelerinde okutulmakta idi. Batı’da akıl hastaları şeytan tarafından tutulmuş kimseler olarak canlı canlı yakılırken, Müslüman ülkelerinde özel akıl hastaneleri kurulmuştu.
Fen, olayları görmek, inceleyip anlamak ve deneyip benzerini yapmak demektir ki, bu üçünü de dinimiz emretmektedir.
İslam ilimleri iki kısımdır:
1- Din bilgileri,
2- Fen bilgileri. İslam âlimi olmak için her ikisini de öğrenmek gerekir. Din bilgilerini öğrenmek ve yapmak, her Müslümana farz-ı ayndır. Fen bilgilerine, sanata ve en modern harp silahlarını yapmaya uğraşmak, farz-ı kifayedir. Bu iki farzı yerine getiren millet, muhakkak ilerler, medeni olur. Bir âyet-i kerime meali:
(İsteyene dünya nimetlerini; isteyene ahiret nimetlerini veririz.) [Şûrâ 20]
İstemek, sebebe yapışmak, yani çalışmakla olur. Allahü teâlâ, çalışanlara dilediklerini vereceğini vaad ediyor. Müslüman olsun olmasın, çalışan herkese, vereceğini bildiriyor. Amerikalılar, Japonlar böyle çalıştıkları için dünya nimetlerine kavuşuyorlar. Ortaçağdaki Müslümanlar, böyle çalıştıkları için, medeniyet rehberi olmuşlardır. Abbasiler ve Osmanlılar son zamanlarında, iç ve dış düşmanların tesirleriyle, fen bilgilerini öğrenmekten ve öğretmekten mahrum edildiler. Bu sebeple muazzam devletleri çöktü.
Din ve fen
Din düşmanları, temiz gençleri aldatmak için, (İslamiyet ilerlemeye engel olmaktadır. Hıristiyanlar ilerliyor. Her nevi fen vasıtası yapıyorlar. Tıpta, savaşta, haberleşmelerde kullandıkları fen aletleri, gözlerimizi kamaştırıyor. Biz de hıristiyanlara uymalıyız) gibi sözlerle, İslamiyet’teki güzel ahlakı, kardeşliği bıraktırmaya uğraşıyorlar ve Avrupalılara, Amerikalılara benzemeye ilericilik diyorlar. Gençleri, kendileri gibi İslam düşmanı yapmaya, felakete sürüklemeye çalışıyorlar.
Halbuki İslamiyet, fende, sanatta ilerlemeyi emrediyor. Hıristiyanlar ve bütün gayrı müslimler, babalarından, ustalarından öğrendiklerini yapıyorlar. Önceki neslin yaptıklarını, ufak tefek ilavelerle, tekrar yapıyorlar. Öncekiler yapmasalardı, bunlar hiçbirini yapamazdı. (Tekmil-i sinaat telahuk-ı efkar iledir) sözü asırlarca önce söylenmiştir. Yani sanatın, fennin, tekniğin ilerlemesi, fikirlerin, deneylerin birbirlerine eklenmesi ile olur.
Fendeki yenilikler
Tarih gösteriyor ki, fendeki yenilikleri, hep müslümanlar yaptı. Fen bilgilerini, fen aletlerini yüz sene evvelki hâle kadar yükselttiler. Bu terakkilere, hep İslam dini ve bu dini tatbik eden İslam devletleri sebep oldu. Hıristiyanlar, haçlı seferleri ile İslam devletlerini yıkamadıkları için, siyasi oyunlarla, yalanlarla, hilelerle, içerden yıktılar. Bunların topraklarında, muhtelif rejimler kurdular. Fakat, İslamiyet’i yok edemediler. Müslümanlardan kalan, fendeki keşiflere, ilaveler yaparak bugünkü terakkiyi kendilerine mal ediyorlar. Yalnız kendi keyiflerini, zevklerini, menfaatlerini düşünenler kötülüklerini ortaya koyduğu için, fen ve sanatı emreden İslamiyet’e gericilik diyorlar. Yahudiler, hıristiyanlar, hatta başka din mensupları da Cennete, Cehenneme inanıyor, mabedleri dolup taşıyor. Bu inananlara gerici demediklerine göre, fenne, sanata değil, zevk ve safaya, ahlaksızlıklara ilericilik dedikleri anlaşılıyor. Böyle asılsız ve haksız yalanlarla, İslamiyet’e küstahça, ilk saldıran İngilizlerdir. [İngiliz Casusunun İtirafları kitabında kâfi bilgi vardır.]
Şimdi müslümanların İslamiyet’in emrettiği, fen bilgilerine de sarılmaları, yine büyük sanayi kurarak yeni aletler yapmaları, hıristiyanlardan üstün olarak, bütün insanlığı saadete kavuşturmaları gerekir.
Zikir Nedir ?
Zikir, hatırlamak, tekrar etmek, dile getirmektir. Kur'an'ı Kerim'in, Hadis-i şeriflerin ve Tasavvufun özellikle dikkat çektiği meseledir. Kur'an bir zikirdir, Kur'an okumak da bir zikirdir, namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek, hac yapmak, kelime-i şahadet getirmek, tesbih çekmek, tekbir getirmek, hamd etmek hepsi zikirdir, kısacası ibadetlerin tümü zikirdir.
Sadakalardan, iyiliklere kadar, ilim öğrenmekten-öğretmeye kadar Allah'ı hatırlamak ve onu anmak şüphesiz zikirdir.
Ey inananlar! Allah'ı çokça zikredin. [Ahzab,41]
(Allah'ın azâbından) sakınıp da rahmete nâil olmanız ümidiyle, içinizden sizi uyaracak bir adam vasıtasıyla size bir zikir (kitap) gelmesine şaştınız mı?" [A'raf,63]
(Resûlüm!) İşte böylece geçmiştekilerin haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Şüphesiz ki, tarafımızdan sana bir zikir verdik. [Taha,99]
Çünkü zikir (Kur'an) bana gelmişken o, hakîkaten beni ondan saptırdı. Şeytan insanı (uçuruma sürükleyip sonra) yüzüstü bırakıp rezil rüsvay eder. [Furkan,29]
Ve o zikir okuyanlara, (yemin olsun) [Saffat,3]
Bunlar, îmân edenler ve gönülleri Allah'ın zikriyle sükûnete erenlerdir. Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur. [R'ad,28]
Kim Rahmân'ı zikretmekten gâfil olursa, yanından ayrılmayan bir şeytanı ona musallat ederiz. [Zuhruf,36]
Öyleyse ulu Rabbinin adını tesbih et. [Vakıa,74]
Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah'ın lütfundan isteyin. Allah'ı çok zikredin; umulur ki kurtuluşa erersiniz. [Cuma,10]
Ve O'nu sabah-akşam tesbih edin. [Ahzab,42]
O inkâr edenler zikr'i (Kur'an'ı) işittikleri zaman, neredeyse seni gözleriyle devirivereceklerdi. Hâla da (kin ve hasetlerinden:) "Hiç şüphe yok o bir delidir" derler. [Kalem,51]
Bu hususta kendilerini denememiz için , Kim Rabbinin zikrinden yüz çevirirse, (Rabbin) onu gitgide artan çetin bir âzâba uğratır. [Cin,17]
Sen şimdi Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol! [Hicr,98]
Onlar, bıkıp usanmaksızın gece gündüz (Allah'ı) tesbih ederler. [Enbiya,20]
Biz, dağları onun emrine vermiştik. Akşam sabah onunla beraber tesbih ederlerdi. [Sad,18]
Kuşları da toplu halde onun emri altına vermiştik. Hepsi de ona uyarak zikir ve tesbih ederlerdi. [Sad,19]
Melekleri görürsün ki, Rablerine hamd ile tesbih ederek Arş'ın etrafını kuşatmışlardır. Artık aralarında adâletle hükmolunmuş ve "Alemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun" denilmiştir. [Zümer,75]
Göklerde ve yerde bulunan her şey Allah'ı tesbih etmektedir. [Hadid,1; Haşr,1; Saff,1; Cuma,1; Teğabün,1]
Rabbine hamdederek O'nu tesbih et ve O'ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir. [Nasr,3]
"Çocuk edinmeyen, hakimiyette ortağı bulunmayan, âcizlikten ötürü bir dosta da ihtiyacı olmayan Allah'a hamdederim" de ve tekbir getirerek O'nun şânını yücelt! [İsra,111]
Allah, tek olarak anıldığı zaman, âhirete inanmayanların içlerine sıkıntı basar. Ama Allah'tan başkası anıldığı zaman hemen yüzleri güler. [Zümer,45]
Sadakalardan, iyiliklere kadar, ilim öğrenmekten-öğretmeye kadar Allah'ı hatırlamak ve onu anmak şüphesiz zikirdir.
Ey inananlar! Allah'ı çokça zikredin. [Ahzab,41]
(Allah'ın azâbından) sakınıp da rahmete nâil olmanız ümidiyle, içinizden sizi uyaracak bir adam vasıtasıyla size bir zikir (kitap) gelmesine şaştınız mı?" [A'raf,63]
(Resûlüm!) İşte böylece geçmiştekilerin haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Şüphesiz ki, tarafımızdan sana bir zikir verdik. [Taha,99]
Çünkü zikir (Kur'an) bana gelmişken o, hakîkaten beni ondan saptırdı. Şeytan insanı (uçuruma sürükleyip sonra) yüzüstü bırakıp rezil rüsvay eder. [Furkan,29]
Ve o zikir okuyanlara, (yemin olsun) [Saffat,3]
Bunlar, îmân edenler ve gönülleri Allah'ın zikriyle sükûnete erenlerdir. Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur. [R'ad,28]
Kim Rahmân'ı zikretmekten gâfil olursa, yanından ayrılmayan bir şeytanı ona musallat ederiz. [Zuhruf,36]
Öyleyse ulu Rabbinin adını tesbih et. [Vakıa,74]
Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah'ın lütfundan isteyin. Allah'ı çok zikredin; umulur ki kurtuluşa erersiniz. [Cuma,10]
Ve O'nu sabah-akşam tesbih edin. [Ahzab,42]
O inkâr edenler zikr'i (Kur'an'ı) işittikleri zaman, neredeyse seni gözleriyle devirivereceklerdi. Hâla da (kin ve hasetlerinden:) "Hiç şüphe yok o bir delidir" derler. [Kalem,51]
Bu hususta kendilerini denememiz için , Kim Rabbinin zikrinden yüz çevirirse, (Rabbin) onu gitgide artan çetin bir âzâba uğratır. [Cin,17]
Sen şimdi Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol! [Hicr,98]
Onlar, bıkıp usanmaksızın gece gündüz (Allah'ı) tesbih ederler. [Enbiya,20]
Biz, dağları onun emrine vermiştik. Akşam sabah onunla beraber tesbih ederlerdi. [Sad,18]
Kuşları da toplu halde onun emri altına vermiştik. Hepsi de ona uyarak zikir ve tesbih ederlerdi. [Sad,19]
Melekleri görürsün ki, Rablerine hamd ile tesbih ederek Arş'ın etrafını kuşatmışlardır. Artık aralarında adâletle hükmolunmuş ve "Alemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun" denilmiştir. [Zümer,75]
Göklerde ve yerde bulunan her şey Allah'ı tesbih etmektedir. [Hadid,1; Haşr,1; Saff,1; Cuma,1; Teğabün,1]
Rabbine hamdederek O'nu tesbih et ve O'ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir. [Nasr,3]
"Çocuk edinmeyen, hakimiyette ortağı bulunmayan, âcizlikten ötürü bir dosta da ihtiyacı olmayan Allah'a hamdederim" de ve tekbir getirerek O'nun şânını yücelt! [İsra,111]
Allah, tek olarak anıldığı zaman, âhirete inanmayanların içlerine sıkıntı basar. Ama Allah'tan başkası anıldığı zaman hemen yüzleri güler. [Zümer,45]
Özel Dualar
Resulullah (sav) namaz kılarken nefes nefese bir adam geldi ve: ''Allahu ekber, Elhamdülillâhi hamden kesîran tayyiben mubâraken fîhi. (Allah büyüktür, çok temiz ve mübarek hamdler Allah'adır!)'' dedi. Resulullah (sav) namazı bitirince: ''Şu kelimeleri hanginiz söyledi?'' diye sordu. Cemaat bir müddet sessiz kaldı, Resulullah (sav): ''(Kim söylediyse çekinmesin, benim desin), Zira fena bir şey söylemiş değil'' dedi. Bunun üzerine adam: ''Ben, ey Allah'ın Resulü!'' dedi. Resulullah (sav) da: ''Ben on iki melek gördüm. Her biri, bu kelimeleri (Allah'ın huzuruna) kendisi yükseltmek için koşuşmuşlardı. [Müslim, Mesacid 149, (600); Ebu Davud, Salat 121, (763); Nesai, İftitah 19, (2,132, 133)]
Hz. Ebu Hüreyre (ra) anlatıyor: Resulullah (as) buyurdular ki; “İki kelime vardır, bunlar dilde hafif, terazide ağır, Rahman’a da sevimlidirler: Sübhânallâhi ve bihamdihî sübhânallâhi’l-azîm. (Allah’ım! Seni hamdinle tesbih ederim, Yüce Allah’ım seni tenzih ederim) kelimeleridir. [Buhari, Daavat, 65]
İbni Ömer’den (ra) şöyle rivayet edilmiştir: “Biz Resulullah (sav) ile beraber namaz kılarken o anda cemaatten biri, “Allahu Ekber kebîra ve’l-hamdulillahi kesira ve subhanallahi bukreten ve esîla (Allah’ı son derece tekbir ederim. Allah’a çokça hamd ederim ve sabah akşam Allahu Teala’yı tesbih ederim.)” dedi. Bunu duyan Resulullah (sav), “Şu sözleri söyleyen kimdi?” diye sordu. O kişi, “Bendim ya Resulallah.” diye cevap verince Efendimiz (sav), “Bu kelimelere şaşırdım. Çünkü gök kapıları bu kelimelere karşı açıldı.” buyurdu. İbn-u Ömer (ra) buyurdular ki: “Resulullah’tan (sav) bunu duyduğumdan beri bu kelimeleri terk etmedim.” (Tirmizi, hadis no: 3592)
Ebü Zer'üen (Radıyallahu Anh) bize rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana şöyle buyurdu: "Allah katında en sevimli olan sözü sana bildireyim mi? Allah'a en sevimli olan söz: (Sübhânelîâhi ve bihamdihî) dir." ve bir rivayette, de: Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e soruldu, hangi söz daha faziletlidir? Peygamber buyurdu: "Allah Tealâ'nın melekleri için yahud kulları için seçtiği şu sözdür: Sübhânelîâhi ve bihamdihî (Allah'a hamd ederek onu noksanlıklardan tenzih ederim).
Semüre b. Cündeb'den rivayet edildiğine göre, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Allah katında sözlerin en sevimlisi dörttür: Sübhânelîâhi, Elhamdü-lillâhi, Lâ ilâhe illallâhü, Allâhu Ekber. Bunlardan hangisi ile (Zikre) başlarsan zarar vermez."
Sübhânellâh: Allah bütün noksanlıklardan münezzehtir. Elhamdü-lillâh: Bütün hamdler (övgüler) Allah'a mahsustur. Lâ İlahe İllallah: Allah'tan başka ilah yoktur. Allâhu Ekber: Allah her şeyden yüce ve büyüktür.
Ebû Mâlik El-Eş'ârî'den rivayet edildiğine göre demiştir ki, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Seîlem şöyle buyurmuştur: "Temizlik îmânın yansıdır; Elhamdü Lillâh (Hamd Allah'a mahsustur), sözü teraziyi doldurur; Sübhânellah (Allah noksanlıklardan münezzehtir) ve Elhamdü Lillâh, sözleri göklerle arz arasını doldururlar (yahud doldurur)."
Aynı kitabda müminlerin annesi Cüveyriyye'den (Radıyallahu An-ha) rivayet edilmiştir: Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir sabah vaktinde sabah namazı için Cüveyriyye'nin (Radıyallahu Anha) yanından çıktı; Cüveyriyye de namazgahında oturuyordu, (zikrediyordu. Sonra Cüveyriyye aynı namazgah üzerinde otururken (zikrederken) Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem kuşluk vakti (eve) dönmüş oldu. Bunun üzerine Peygamber efendimiz hanımına şöyle buyurdu: "Bugün senden ayrılalı beri hep bu hal üzere mi durdun?" Cüveyriyye: Evet, dedi. Buna karşılık Hazreti Peygamber: "Ben senden sonra üç kere, dört kelime söyledim ki, eğer senin gün boyu söylediklerinle onlar tartılaydı, söylediklerine ağır basardı. (Üç kere söylediğim sözler şunlardır): (Sübhânellâhi vebihamdihî, adede haîgıhî ve rızâ nefsihî ve zînete arşihî ve midâde kelimâtihî).
Allah'ın yaratıklarının sayısınca, Allah'ı noksanlıklardan tenzih ve O'na hamd ederim.
Allah'ın zâtının razı olacağı kadar, Allah'ı noksanlıklardan tenzih ve O'na hamd ederim.
Allah'ın arşının ağırlığınca, Allah'ı noksanlıklardan tenzîh ve O'na hamd ederim.
Allah'ın kelimelerinin miktannca, Allah'ı noksanlıklardan tenzîh ve O'na hamd ederim.
Bir rivayette de şöyledir:
"Sübhânellâhi adede halgıhî, sübhânellâhi nzâ nefsihî, sübhânellâhi zînete arşihî, Sübhânellâhi midâde kelimâtihi.
(Allah'ın yaratıklarının sayısınca Allah'ı tenzih ederim, Zâtının rızâsınca Allah'ı tenzih ederim, Arş'ının ağırlığınca Allah'ı tenzih ederim, kelimelerinin miktarınca Allah'ı tenzih ederim.)
(Hazreti Peygamberin, müminlerin annesi Cüveyriyye'ye Radiyalia-hu Anha - öğrettiği) o sözlerin lâfzı şudur: "Dikkat et, o söyleyeceğin sözleri sana öğreteyim: "Sübhânellâhi adede halkını, Sübhânellâhi adede halkıhî, Sübhânellâhi adede halkıhî"
(Mahlûkatının sayısınca Allah'ı noksanlıklardan tenzîh ederim), üç defa...
"Sübhânellâhi rıdâ nefsihî, Sübhânellâhi rıdâ nefsihî Sübhâneîlâhi ndâ nefsihî"
(Zâtının rızâsınca Allah'ı noksanlıklardan tenzîh ederim), üç defa...
"Sübhânellâhi zînete Arşihî, Sübhânellâhi zînete Arşihî, Sübhânellâhi zînete Arşihî"
(Arş'ın ağırlığınca Allah'ı noksanlıklardan tehzîh ederim), üç defa...
"Sübhânellâhi midâde kelimâtihî, Sübhânellâhi midâde kelimâtihî, Sübhânellâhî midâde kelimâtihî"
(Kelimelerinin miktarınca Allah'ı noksanlıklardan tenzîh ederim), üç defa..."
Yine Ebû Hüreyre'den rivayet edildiğine göre demiştir ki, Peygamber Saîlallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: (Sübhânellâhi velhamdü lillâhi velâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber) (Allah'ı tesbih ederim, Allah'a hamd olsun, Allah'dan başka ilâh yoktur ve Allah her şeyden büyüktür) desem, bu benim için güneşin üzerine doğduğu her şeyden (bütün varlıklardan) daha sevimlidir."
Ebû Eyyûb El-Ensarî (Radıyallahu Anh) Hazretlerinden nakledildiğine göre, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Şu sözleri on kerre söyleyen kimse, İsmâîl (Aleyhisselâm) evladından dört kişiyi âzât etmiş gibi olur (o kadar sevabı kazanır): "Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh. Lehülmülkü ve Lehülhamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr” (Allah'dan başka ilâh yoktur, yalnız. O vardır, ortağı yoktur. Mülk O-nundur, hamd O'nundur ve O, her şeye kadîrdir.)
Ebû Hüreyre'den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, Re-sûllüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Kim bir günde yüz defa: "Lâ ilahe illallâhu vahdehû, lâ şerike leh, lehülmülkü ve lehülhamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr" (Allah'dan başka ilâh yoktur; yalnız O vardır. O'nun ortağı yoktur. O'nundur Mülk, O'nundur hamd. O, her şeye kadirdir), derse, onun için âzâd edilen on köle sevabı olur, ona.yüz iyiliğin sevabı yazılır ve ondan yüz günah silinir ve o gün akşamına girinceye kadar şeytandan korunmasına vesile olur. Bu kimsenin söylediklerinden daha faziletlisini hiç kimse getirmiş olmaz; ancak ondan daha fazla olarak (bu sözleri) söyleyen müstesna..."
Yine Peygamber (Aleyhissalâtü vesselam) buyurdu: "Kim günde yüz kerre: "Sübhânellâhi ve bihamdihî (Allah'a hamd ederek O'nu noksanlıklardan tenzih ederim) derse, günahları deniz köprükleri kadar olsa bile hepsi silinir. "
Cabir b.Abdullah'dan (Radıyallahu Ânhüma rivayet edildiğine göre, Cabir demiştir ki, Resûlüllah sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu işittim: Zikrin en faziletlisi, "Lâ ilahe illallah" (Allah'dan başka hiç bir ilâh yoktur), sözüdür."
Sa'd b.Ebi Vakkas'dan )Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Bir Bedevi, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelip dedi ki, Bana söyleyeceğin bir söz öğret. (Buna cevaben Peygamber) buyurdu: "(Şunu) söyle: "Lâilâhe illallâhu vahdehû , lâ şerîke lehû, Allâhu ekber kebîrâ, velhamdü lillâhi kesîra, ve sübhânellâhi rabbi'l-âlemin. Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhi'l-azîzi'l-hakîm." (Allah'dan başka ilâh yoktur; yalnız O vardır. Allah'a çok hamd olsun, Alemlerin Rabbı olan Allah bütün noksanlıklardan münezzehtir. İbâdet etmekte güç ve günahtan sakınmada kuvvet ancak Azîz, Hakîm olan Allah iledir.)"
A'rabî (Bedevi) dedi ki, bu sözler benim Rabbim içindir, benim için hangisi? (Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdu: "(Şunu) söyle: "Allâhümmeğfirlî, verhamnî, vehdinî, verzuknî." (Allah'ım! Beni bağışla, bana merhamet et, bana hidâyet ver, bana rızık ver)."
Sa'd b, Ebî Vakkas (Radıyallahu Anh) şöyle anlatmıştır: Biz, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanında idik. şöyle buyurmuştu: "Siz, hergün bin hasene (sevab) kazanmaktan acizmisiniz?’’ Meclisinde oturanlardan biri sordu: Bin hasene (sevab) nasıl kazanılır? Peygamber (s.a.v) buyurdu: "İnsan yüz tesbih (Sübhanellah) yapar da ona bin hasene yazılır ya-hud ondan bin günah düşürülür."
Ebû Zerr'den (Radıyallahu Ânh) rivayet edildiğine göre, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Sizden her birinizin âzâları (organları) üzerinde bir sadaka (vermek) vardır: Her tesbîh (Sübhânellâh) bir sadakadır, her hamd (Elhamdülillâh) bir sadakadır, her tehlîl (Lâ ilahe illallâh) bir sadakadır, her tekbîr (Allâhu Ekber) bir sadakadır, iyiliği emretmek bir sadakadır, kötülükten alıkoymak bir sadakadır. Bunların hepsine de kuşlukta kılacağın iki rekât namaz kifayet eder."
Yani bütün bunların hepsini, 2 rekatlık kuşluk namazı kılarak kazanabilirsiniz.
Ebû Musa El-Eş'ari'den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, demiştir ki, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana şöyle buyurdu:"Cennet hazinelerinden bir hazine edinme yolunu sana göstereyim mi?" Ben, Evet (göster) ya Resûlallah, dedim. Şöyle buyurdu: "Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh" (İbâdete güç yetirmek ve günahlardan korunmak ancak Allah'ın kuvveti iledir), söyle."
Sa'd b. Ebi Vakkas dan (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, kendisi Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte bir hanımın yanına vardı ki, onun önünde tesbih çekmekte olduğu çakıl yahut çekirdek taneleri vardı. Hazreti Peygamber ona şöyle buyurdu: "Dikkat et ey hanım! Sana şu yaptığından daha kolay yahud daha faziletli olan şeyi bildireyim mi?" dedi. Sonra buyurdu (Şöyle dersin): "Sübhânellâhi adede mâ haleka fissemâi, Sübhânellâhi adedemâ haleka fi'larzı, Sübhânellâhi adede mâ beyne zâlike, Sübhânellâhi adede mâ hüve hâlikûn. (Gökte yarattığı şeyler sayısınca Allah'ı noksanlıklardan tenzih ederim, yerde yarattığı şeyler sayısınca Allah'ı tenzih ederim, semâ ile arz arasında olanlar sayısınca Allah'ı tenzih ederim, yaratacağı şeyler sayısınca Allah'ı tenzih ederim. Allahu Ekber de bunun gibi, Elbamdü Lillâh da bunun gibi, Lâ ilahe illallah da bunun gibi, Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh da bunun gibi), (söylersin)."
Muhacirlerden sahabiye Yüseyre hanımdan rivayet edildiğine göre, "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem kadınlara (Tekbîr, Takdîs, Tesbîh) ve Tehlîl getirip bunları gözetmeyi (ihmal etmemeyi) ve parmak uçları ile saymalarını (böylece zikir sayısını doldurmalarını) emretmiştir; çünkü parmaklar ve (bütün iş organları) yapılanlardan sorumludurlar ve yapılan işleri haber vermek için konuşturulurlar), buyurdu. "
Abdullah b.Ömer'den (Radıyallahu Anh) hasen bir isnadla rivayet edildiğine göre Abdullah (Radıyallahu Anh) şöyle demiştir: "Ben, Rasûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in parmak bitiştirerek Tesbîh yaptığını gördüm." Bir rivayette de: "Sağ eliyle (parmak bitiştirip tesbih yaptığını gördüm)." şeklindedir.
Ebû Sa'îd El-Hudrî'den (Radiyalîahu Anh) rivayet edildiğine göre, Rasûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Kim ki: (Rab olarak Allah'a, dîn olarak İslâm'a ve Resul olarak Muhammed'e razı oldum) derse, ona Cennet vâcib olmuştur. [Radîtü billâhi rabben, vebil İslâmi dînen, vebi Muhammedin Rasûlen]
İbni Mes'ûd (Radıyaliahu Anh) Hazretlerinden yapılan rivayetde demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Götürüldüğüm İSRA (ve Mi'raç) gecesinde İbrahim Aleyhis-sellem ile karşılaştım. Dedi ki: Ey Muhammedi Ümmetine selâm söyle ve onlara haber ver ki, Cennetin toprağı hoştur, suyu tatlıdır, orası düzlüktür, ağaçları da: Sübhânellâhi ve'l-hamdülillâhi ve lâ ilâhe illallâhü vallâhu ekber' dir. (Bu tesbihler sebebiyle Cennetin ağaçlarına ve nimetlerine kuvuşulur.)"
Cabir'den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle byurmuştur. "Kim: Sübhânellâhi ve bihamdihî (Allah'a hamd eder olduğum halde O'nıı noksanlıklardan tenzih ederim) derse; onun için Cennette bir hurma ağacı dikilir:’’
Ebû Zerr (Radıyallahu Anh) Rasülüllah Sallallahu Aleyhi ve Sel-lem'e şöyle sorduğunu rivayet ediyor: Ya Resûlallah! Allah'a en sevimli olan söz hangisidir? Buyurdular: "Melekleri için Allah'ın seçmiş olduğu şu sözlerdir: Sübhâne rabbî ve bihamdihî, sübhâne rabbî ve bihamdihî. (Rabbim sana hamd ederek Seni noksanlıklardan tenzih ederim, Rabbim Sana hamd ederek Seni noksanlıklardan tenzih ederim."
Hz. Ebu Hüreyre (ra) anlatıyor: Resulullah (as) buyurdular ki; “İki kelime vardır, bunlar dilde hafif, terazide ağır, Rahman’a da sevimlidirler: Sübhânallâhi ve bihamdihî sübhânallâhi’l-azîm. (Allah’ım! Seni hamdinle tesbih ederim, Yüce Allah’ım seni tenzih ederim) kelimeleridir. [Buhari, Daavat, 65]
İbni Ömer’den (ra) şöyle rivayet edilmiştir: “Biz Resulullah (sav) ile beraber namaz kılarken o anda cemaatten biri, “Allahu Ekber kebîra ve’l-hamdulillahi kesira ve subhanallahi bukreten ve esîla (Allah’ı son derece tekbir ederim. Allah’a çokça hamd ederim ve sabah akşam Allahu Teala’yı tesbih ederim.)” dedi. Bunu duyan Resulullah (sav), “Şu sözleri söyleyen kimdi?” diye sordu. O kişi, “Bendim ya Resulallah.” diye cevap verince Efendimiz (sav), “Bu kelimelere şaşırdım. Çünkü gök kapıları bu kelimelere karşı açıldı.” buyurdu. İbn-u Ömer (ra) buyurdular ki: “Resulullah’tan (sav) bunu duyduğumdan beri bu kelimeleri terk etmedim.” (Tirmizi, hadis no: 3592)
Ebü Zer'üen (Radıyallahu Anh) bize rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana şöyle buyurdu: "Allah katında en sevimli olan sözü sana bildireyim mi? Allah'a en sevimli olan söz: (Sübhânelîâhi ve bihamdihî) dir." ve bir rivayette, de: Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e soruldu, hangi söz daha faziletlidir? Peygamber buyurdu: "Allah Tealâ'nın melekleri için yahud kulları için seçtiği şu sözdür: Sübhânelîâhi ve bihamdihî (Allah'a hamd ederek onu noksanlıklardan tenzih ederim).
Semüre b. Cündeb'den rivayet edildiğine göre, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Allah katında sözlerin en sevimlisi dörttür: Sübhânelîâhi, Elhamdü-lillâhi, Lâ ilâhe illallâhü, Allâhu Ekber. Bunlardan hangisi ile (Zikre) başlarsan zarar vermez."
Sübhânellâh: Allah bütün noksanlıklardan münezzehtir. Elhamdü-lillâh: Bütün hamdler (övgüler) Allah'a mahsustur. Lâ İlahe İllallah: Allah'tan başka ilah yoktur. Allâhu Ekber: Allah her şeyden yüce ve büyüktür.
Ebû Mâlik El-Eş'ârî'den rivayet edildiğine göre demiştir ki, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Seîlem şöyle buyurmuştur: "Temizlik îmânın yansıdır; Elhamdü Lillâh (Hamd Allah'a mahsustur), sözü teraziyi doldurur; Sübhânellah (Allah noksanlıklardan münezzehtir) ve Elhamdü Lillâh, sözleri göklerle arz arasını doldururlar (yahud doldurur)."
Aynı kitabda müminlerin annesi Cüveyriyye'den (Radıyallahu An-ha) rivayet edilmiştir: Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir sabah vaktinde sabah namazı için Cüveyriyye'nin (Radıyallahu Anha) yanından çıktı; Cüveyriyye de namazgahında oturuyordu, (zikrediyordu. Sonra Cüveyriyye aynı namazgah üzerinde otururken (zikrederken) Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem kuşluk vakti (eve) dönmüş oldu. Bunun üzerine Peygamber efendimiz hanımına şöyle buyurdu: "Bugün senden ayrılalı beri hep bu hal üzere mi durdun?" Cüveyriyye: Evet, dedi. Buna karşılık Hazreti Peygamber: "Ben senden sonra üç kere, dört kelime söyledim ki, eğer senin gün boyu söylediklerinle onlar tartılaydı, söylediklerine ağır basardı. (Üç kere söylediğim sözler şunlardır): (Sübhânellâhi vebihamdihî, adede haîgıhî ve rızâ nefsihî ve zînete arşihî ve midâde kelimâtihî).
Allah'ın yaratıklarının sayısınca, Allah'ı noksanlıklardan tenzih ve O'na hamd ederim.
Allah'ın zâtının razı olacağı kadar, Allah'ı noksanlıklardan tenzih ve O'na hamd ederim.
Allah'ın arşının ağırlığınca, Allah'ı noksanlıklardan tenzîh ve O'na hamd ederim.
Allah'ın kelimelerinin miktannca, Allah'ı noksanlıklardan tenzîh ve O'na hamd ederim.
Bir rivayette de şöyledir:
"Sübhânellâhi adede halgıhî, sübhânellâhi nzâ nefsihî, sübhânellâhi zînete arşihî, Sübhânellâhi midâde kelimâtihi.
(Allah'ın yaratıklarının sayısınca Allah'ı tenzih ederim, Zâtının rızâsınca Allah'ı tenzih ederim, Arş'ının ağırlığınca Allah'ı tenzih ederim, kelimelerinin miktarınca Allah'ı tenzih ederim.)
(Hazreti Peygamberin, müminlerin annesi Cüveyriyye'ye Radiyalia-hu Anha - öğrettiği) o sözlerin lâfzı şudur: "Dikkat et, o söyleyeceğin sözleri sana öğreteyim: "Sübhânellâhi adede halkını, Sübhânellâhi adede halkıhî, Sübhânellâhi adede halkıhî"
(Mahlûkatının sayısınca Allah'ı noksanlıklardan tenzîh ederim), üç defa...
"Sübhânellâhi rıdâ nefsihî, Sübhânellâhi rıdâ nefsihî Sübhâneîlâhi ndâ nefsihî"
(Zâtının rızâsınca Allah'ı noksanlıklardan tenzîh ederim), üç defa...
"Sübhânellâhi zînete Arşihî, Sübhânellâhi zînete Arşihî, Sübhânellâhi zînete Arşihî"
(Arş'ın ağırlığınca Allah'ı noksanlıklardan tehzîh ederim), üç defa...
"Sübhânellâhi midâde kelimâtihî, Sübhânellâhi midâde kelimâtihî, Sübhânellâhî midâde kelimâtihî"
(Kelimelerinin miktarınca Allah'ı noksanlıklardan tenzîh ederim), üç defa..."
Yine Ebû Hüreyre'den rivayet edildiğine göre demiştir ki, Peygamber Saîlallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: (Sübhânellâhi velhamdü lillâhi velâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber) (Allah'ı tesbih ederim, Allah'a hamd olsun, Allah'dan başka ilâh yoktur ve Allah her şeyden büyüktür) desem, bu benim için güneşin üzerine doğduğu her şeyden (bütün varlıklardan) daha sevimlidir."
Ebû Eyyûb El-Ensarî (Radıyallahu Anh) Hazretlerinden nakledildiğine göre, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Şu sözleri on kerre söyleyen kimse, İsmâîl (Aleyhisselâm) evladından dört kişiyi âzât etmiş gibi olur (o kadar sevabı kazanır): "Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh. Lehülmülkü ve Lehülhamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr” (Allah'dan başka ilâh yoktur, yalnız. O vardır, ortağı yoktur. Mülk O-nundur, hamd O'nundur ve O, her şeye kadîrdir.)
Ebû Hüreyre'den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, Re-sûllüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Kim bir günde yüz defa: "Lâ ilahe illallâhu vahdehû, lâ şerike leh, lehülmülkü ve lehülhamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr" (Allah'dan başka ilâh yoktur; yalnız O vardır. O'nun ortağı yoktur. O'nundur Mülk, O'nundur hamd. O, her şeye kadirdir), derse, onun için âzâd edilen on köle sevabı olur, ona.yüz iyiliğin sevabı yazılır ve ondan yüz günah silinir ve o gün akşamına girinceye kadar şeytandan korunmasına vesile olur. Bu kimsenin söylediklerinden daha faziletlisini hiç kimse getirmiş olmaz; ancak ondan daha fazla olarak (bu sözleri) söyleyen müstesna..."
Yine Peygamber (Aleyhissalâtü vesselam) buyurdu: "Kim günde yüz kerre: "Sübhânellâhi ve bihamdihî (Allah'a hamd ederek O'nu noksanlıklardan tenzih ederim) derse, günahları deniz köprükleri kadar olsa bile hepsi silinir. "
Cabir b.Abdullah'dan (Radıyallahu Ânhüma rivayet edildiğine göre, Cabir demiştir ki, Resûlüllah sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu işittim: Zikrin en faziletlisi, "Lâ ilahe illallah" (Allah'dan başka hiç bir ilâh yoktur), sözüdür."
Sa'd b.Ebi Vakkas'dan )Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Bir Bedevi, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelip dedi ki, Bana söyleyeceğin bir söz öğret. (Buna cevaben Peygamber) buyurdu: "(Şunu) söyle: "Lâilâhe illallâhu vahdehû , lâ şerîke lehû, Allâhu ekber kebîrâ, velhamdü lillâhi kesîra, ve sübhânellâhi rabbi'l-âlemin. Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhi'l-azîzi'l-hakîm." (Allah'dan başka ilâh yoktur; yalnız O vardır. Allah'a çok hamd olsun, Alemlerin Rabbı olan Allah bütün noksanlıklardan münezzehtir. İbâdet etmekte güç ve günahtan sakınmada kuvvet ancak Azîz, Hakîm olan Allah iledir.)"
A'rabî (Bedevi) dedi ki, bu sözler benim Rabbim içindir, benim için hangisi? (Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdu: "(Şunu) söyle: "Allâhümmeğfirlî, verhamnî, vehdinî, verzuknî." (Allah'ım! Beni bağışla, bana merhamet et, bana hidâyet ver, bana rızık ver)."
Sa'd b, Ebî Vakkas (Radıyallahu Anh) şöyle anlatmıştır: Biz, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanında idik. şöyle buyurmuştu: "Siz, hergün bin hasene (sevab) kazanmaktan acizmisiniz?’’ Meclisinde oturanlardan biri sordu: Bin hasene (sevab) nasıl kazanılır? Peygamber (s.a.v) buyurdu: "İnsan yüz tesbih (Sübhanellah) yapar da ona bin hasene yazılır ya-hud ondan bin günah düşürülür."
Ebû Zerr'den (Radıyallahu Ânh) rivayet edildiğine göre, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Sizden her birinizin âzâları (organları) üzerinde bir sadaka (vermek) vardır: Her tesbîh (Sübhânellâh) bir sadakadır, her hamd (Elhamdülillâh) bir sadakadır, her tehlîl (Lâ ilahe illallâh) bir sadakadır, her tekbîr (Allâhu Ekber) bir sadakadır, iyiliği emretmek bir sadakadır, kötülükten alıkoymak bir sadakadır. Bunların hepsine de kuşlukta kılacağın iki rekât namaz kifayet eder."
Yani bütün bunların hepsini, 2 rekatlık kuşluk namazı kılarak kazanabilirsiniz.
Ebû Musa El-Eş'ari'den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, demiştir ki, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana şöyle buyurdu:"Cennet hazinelerinden bir hazine edinme yolunu sana göstereyim mi?" Ben, Evet (göster) ya Resûlallah, dedim. Şöyle buyurdu: "Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh" (İbâdete güç yetirmek ve günahlardan korunmak ancak Allah'ın kuvveti iledir), söyle."
Sa'd b. Ebi Vakkas dan (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, kendisi Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte bir hanımın yanına vardı ki, onun önünde tesbih çekmekte olduğu çakıl yahut çekirdek taneleri vardı. Hazreti Peygamber ona şöyle buyurdu: "Dikkat et ey hanım! Sana şu yaptığından daha kolay yahud daha faziletli olan şeyi bildireyim mi?" dedi. Sonra buyurdu (Şöyle dersin): "Sübhânellâhi adede mâ haleka fissemâi, Sübhânellâhi adedemâ haleka fi'larzı, Sübhânellâhi adede mâ beyne zâlike, Sübhânellâhi adede mâ hüve hâlikûn. (Gökte yarattığı şeyler sayısınca Allah'ı noksanlıklardan tenzih ederim, yerde yarattığı şeyler sayısınca Allah'ı tenzih ederim, semâ ile arz arasında olanlar sayısınca Allah'ı tenzih ederim, yaratacağı şeyler sayısınca Allah'ı tenzih ederim. Allahu Ekber de bunun gibi, Elbamdü Lillâh da bunun gibi, Lâ ilahe illallah da bunun gibi, Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh da bunun gibi), (söylersin)."
Muhacirlerden sahabiye Yüseyre hanımdan rivayet edildiğine göre, "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem kadınlara (Tekbîr, Takdîs, Tesbîh) ve Tehlîl getirip bunları gözetmeyi (ihmal etmemeyi) ve parmak uçları ile saymalarını (böylece zikir sayısını doldurmalarını) emretmiştir; çünkü parmaklar ve (bütün iş organları) yapılanlardan sorumludurlar ve yapılan işleri haber vermek için konuşturulurlar), buyurdu. "
Abdullah b.Ömer'den (Radıyallahu Anh) hasen bir isnadla rivayet edildiğine göre Abdullah (Radıyallahu Anh) şöyle demiştir: "Ben, Rasûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in parmak bitiştirerek Tesbîh yaptığını gördüm." Bir rivayette de: "Sağ eliyle (parmak bitiştirip tesbih yaptığını gördüm)." şeklindedir.
Ebû Sa'îd El-Hudrî'den (Radiyalîahu Anh) rivayet edildiğine göre, Rasûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Kim ki: (Rab olarak Allah'a, dîn olarak İslâm'a ve Resul olarak Muhammed'e razı oldum) derse, ona Cennet vâcib olmuştur. [Radîtü billâhi rabben, vebil İslâmi dînen, vebi Muhammedin Rasûlen]
İbni Mes'ûd (Radıyaliahu Anh) Hazretlerinden yapılan rivayetde demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Götürüldüğüm İSRA (ve Mi'raç) gecesinde İbrahim Aleyhis-sellem ile karşılaştım. Dedi ki: Ey Muhammedi Ümmetine selâm söyle ve onlara haber ver ki, Cennetin toprağı hoştur, suyu tatlıdır, orası düzlüktür, ağaçları da: Sübhânellâhi ve'l-hamdülillâhi ve lâ ilâhe illallâhü vallâhu ekber' dir. (Bu tesbihler sebebiyle Cennetin ağaçlarına ve nimetlerine kuvuşulur.)"
Cabir'den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle byurmuştur. "Kim: Sübhânellâhi ve bihamdihî (Allah'a hamd eder olduğum halde O'nıı noksanlıklardan tenzih ederim) derse; onun için Cennette bir hurma ağacı dikilir:’’
Ebû Zerr (Radıyallahu Anh) Rasülüllah Sallallahu Aleyhi ve Sel-lem'e şöyle sorduğunu rivayet ediyor: Ya Resûlallah! Allah'a en sevimli olan söz hangisidir? Buyurdular: "Melekleri için Allah'ın seçmiş olduğu şu sözlerdir: Sübhâne rabbî ve bihamdihî, sübhâne rabbî ve bihamdihî. (Rabbim sana hamd ederek Seni noksanlıklardan tenzih ederim, Rabbim Sana hamd ederek Seni noksanlıklardan tenzih ederim."
Günlük Dualar
Yemek ve içmekten sonra;
Elhamdülillâhillezî et-amenâ ve-sekânâ ve-cealanâ mine'l-Müslimîn.
Anlamı: Bize nimetlerini yediren, içeren ve bizi müslümanlardan yapan Allah'a hamd olsun.
Eve girerken ve çıkarken;
Allahümme innî es-elüke hayra'l-mevleci ve hayra'l-mahraci. Bismillâhi velecnâ ve bismillâhi haracnâ ve alellâhi rabbinâ tevekkelnâ.
Anlamı: Allah'ım, senden hayırlı bir giriş ve hayırlı bir çıkış isterim. Biz Allah'ın ismiyle girer, Allah'ın ismiyle çıkarız. Her işimizde Rabbimiz Allah'a güvenir, dayanırız.
Bismillâhi âmentü billâh va-tesamtü billâh tevekkeltü alellâh lâ havle velâ kuvvete illâ billâh.
Anlamı: Allah'ın ismiyle çıkarım. Ben Allah'a iman ettim; O'na dayandım, işlerimin sonunu O'na havale ettim. Beni kötülüklerden koruyacak ve iyiliklerde muvaffak edecek Allah'tan başka hiçbir kuvvet sahibi yoktur.
Uykuya yatarken;
* Mümkünse yüz kıbleye doğru gelecek şekilde sağ tarafa yatılır, ayaklar hafif toplanır. Şu dualar okunur:
Bismikellâhümme emûtü ve ehyâ.
Anlamı: Allahım! Senin isminle ölür ve dirilirim.
Rabbi gınî azâbek yevme teb-asü ıbâdek.
Anlamı: Rabbim, kullarını dirilttiğin günde beni azabından koru.
* Hayız ve cünüp olmayanlar abdestsiz olsalar bile yatarken birer defa Fatiha, Ayete'l- Kürsi, Kâfirûn sûresini, ayrıca üçer defa İhlas, Felak ve Nâs sûrelerini okuyabilirler.
* Bunları okumak sünnettir ve kötü ölüm dahil o gece başa gelebilecek bir çok felaket için bir emniyettir.
* Uykusunda korkan veya başka bir korku sebebiyle uyuyamayan kimselerin Kurayşsuresini okuması, korku ve endişesini giderir.
* Cin, şeytan, karanlık, yalnızlık gibi her türlü korku için okunacak çok etkili dualardan birisi de şudur:
Eûzü bi kelimâtillâhit-tâmmeti min gadabihî ve ıkâbihî ve min şerri ıbâdihî ve min hemezâtiş-şeyâtîni ve en yehdurûn.
Anlamı: Allah'ın gazabından, azabından, kullarının kötülüğünden, şeytanların vesveselerinden ve bana yakın olup zarar vermelerinden Allah'ın mübarek ve mükemmel kelimelerine sığınırım.
Uykudan uyanınca;
Elhamdülillâhillezî ehyânâ ba'de mâ emâtenâ ve ileyhin-nuşûr.
Anlamı: Bizi uykuyla bir nevi öldürdükten sonra dirilten Allah'a hamd olsun. Sonuçta dönüşümüz O'nadır.
Camiye girerken;
* Camiye sağ ayakla girilir. Girilirken şu dua yapılır:
Bismillâh. Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed. Allâhümmeğfirlî veftahlî ebvâbe rahmetik.
Anlamı: Allah'ın ismiyle girerim. Allah'ım, Efendimiz Muhammed'e salat ve selam et. Allah'ım beni affet. Benim için rahmet kapılarını aç.
Camiden çıkarken;
* Camiden önce sol ayakla çıkılır ve şu dua okunur:
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed. Allâhümmeğfirlî veftahlî ebvâbe fadlik.
Anlamı: Allah'ın ismiyle çıkarım. Allah'ım, Efendimiz Muhammed'e salat ve selam et. Allah'ım beni affet. Benim için ihsan ve lütuf kapılarını aç.
Mümin için en kısa zikir Bismillah, en özlü dua Elhamdülillâh'dır.
Yapılması mübah ve hayırlı olan her işin başında Bismillah denir.
Ulaşılan her nimet ve başarının sonunda da Elhamdülillâh söylenir.
Zor bir işe girerken Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh, bir sıkıntıya düşünce Hasbiyellâh/Allah bana yeter, bir kusur işledikten sonra esteğfirullâh/Allahım beni affet zikirleri erkek-kadın hiçbir müminin dilinden düşürmeyeceği zikirlerdir.
En zor durumlarda bunları terk etmemelidir.
Besmelesiz işten hayır gelmez.
Şükredilmeyen nimet ne kadar çok olsa da yüz güldürmez.
Allah diyen yolda kalmaz.
Allah'ı sevenler zikirden usanmaz.
O'na sonsuz hamd olsun.
Elhamdülillâhillezî et-amenâ ve-sekânâ ve-cealanâ mine'l-Müslimîn.
Anlamı: Bize nimetlerini yediren, içeren ve bizi müslümanlardan yapan Allah'a hamd olsun.
Eve girerken ve çıkarken;
Allahümme innî es-elüke hayra'l-mevleci ve hayra'l-mahraci. Bismillâhi velecnâ ve bismillâhi haracnâ ve alellâhi rabbinâ tevekkelnâ.
Anlamı: Allah'ım, senden hayırlı bir giriş ve hayırlı bir çıkış isterim. Biz Allah'ın ismiyle girer, Allah'ın ismiyle çıkarız. Her işimizde Rabbimiz Allah'a güvenir, dayanırız.
Bismillâhi âmentü billâh va-tesamtü billâh tevekkeltü alellâh lâ havle velâ kuvvete illâ billâh.
Anlamı: Allah'ın ismiyle çıkarım. Ben Allah'a iman ettim; O'na dayandım, işlerimin sonunu O'na havale ettim. Beni kötülüklerden koruyacak ve iyiliklerde muvaffak edecek Allah'tan başka hiçbir kuvvet sahibi yoktur.
Uykuya yatarken;
* Mümkünse yüz kıbleye doğru gelecek şekilde sağ tarafa yatılır, ayaklar hafif toplanır. Şu dualar okunur:
Bismikellâhümme emûtü ve ehyâ.
Anlamı: Allahım! Senin isminle ölür ve dirilirim.
Rabbi gınî azâbek yevme teb-asü ıbâdek.
Anlamı: Rabbim, kullarını dirilttiğin günde beni azabından koru.
* Hayız ve cünüp olmayanlar abdestsiz olsalar bile yatarken birer defa Fatiha, Ayete'l- Kürsi, Kâfirûn sûresini, ayrıca üçer defa İhlas, Felak ve Nâs sûrelerini okuyabilirler.
* Bunları okumak sünnettir ve kötü ölüm dahil o gece başa gelebilecek bir çok felaket için bir emniyettir.
* Uykusunda korkan veya başka bir korku sebebiyle uyuyamayan kimselerin Kurayşsuresini okuması, korku ve endişesini giderir.
* Cin, şeytan, karanlık, yalnızlık gibi her türlü korku için okunacak çok etkili dualardan birisi de şudur:
Eûzü bi kelimâtillâhit-tâmmeti min gadabihî ve ıkâbihî ve min şerri ıbâdihî ve min hemezâtiş-şeyâtîni ve en yehdurûn.
Anlamı: Allah'ın gazabından, azabından, kullarının kötülüğünden, şeytanların vesveselerinden ve bana yakın olup zarar vermelerinden Allah'ın mübarek ve mükemmel kelimelerine sığınırım.
Uykudan uyanınca;
Elhamdülillâhillezî ehyânâ ba'de mâ emâtenâ ve ileyhin-nuşûr.
Anlamı: Bizi uykuyla bir nevi öldürdükten sonra dirilten Allah'a hamd olsun. Sonuçta dönüşümüz O'nadır.
Camiye girerken;
* Camiye sağ ayakla girilir. Girilirken şu dua yapılır:
Bismillâh. Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed. Allâhümmeğfirlî veftahlî ebvâbe rahmetik.
Anlamı: Allah'ın ismiyle girerim. Allah'ım, Efendimiz Muhammed'e salat ve selam et. Allah'ım beni affet. Benim için rahmet kapılarını aç.
Camiden çıkarken;
* Camiden önce sol ayakla çıkılır ve şu dua okunur:
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed. Allâhümmeğfirlî veftahlî ebvâbe fadlik.
Anlamı: Allah'ın ismiyle çıkarım. Allah'ım, Efendimiz Muhammed'e salat ve selam et. Allah'ım beni affet. Benim için ihsan ve lütuf kapılarını aç.
Mümin için en kısa zikir Bismillah, en özlü dua Elhamdülillâh'dır.
Yapılması mübah ve hayırlı olan her işin başında Bismillah denir.
Ulaşılan her nimet ve başarının sonunda da Elhamdülillâh söylenir.
Zor bir işe girerken Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh, bir sıkıntıya düşünce Hasbiyellâh/Allah bana yeter, bir kusur işledikten sonra esteğfirullâh/Allahım beni affet zikirleri erkek-kadın hiçbir müminin dilinden düşürmeyeceği zikirlerdir.
En zor durumlarda bunları terk etmemelidir.
Besmelesiz işten hayır gelmez.
Şükredilmeyen nimet ne kadar çok olsa da yüz güldürmez.
Allah diyen yolda kalmaz.
Allah'ı sevenler zikirden usanmaz.
O'na sonsuz hamd olsun.
Abdest Duaları
Elleri yıkamaya başlarken;
Bismillâhil-azim velhamdü lillâhi alâ dînil-İslâm.
Anlamı: Yüce Allah'ın adıyla (abdeste) başlarım. İslâm dini üzere olmakla Allah'a hamd ederim.
Ağıza su verirken;
Allâhümme eınnî alâ tilâveti'l-Kur'âni ve alâ zikrike ve şükrike ve hüsni ibâdetike.
Anlamı: Allah'ım! Kur'an okumada, seni anmada, sana şükretmede ve sana güzel ibadet etmede bana yardım et.
Buruna su verirken;
Allâhümme erihnî râihatel cenneti.
Anlamı: Allah'ım! Bana cennetin kokusunu koklat.
Yüzü yıkarken;
Allâhümme beyyid vechî binûrike yevme tebyeddu vücûhün ve tesveddü vücûhün.
Anlamı: Allah'ım! Bir kısım yüzlerin ağarıp bir kısım yüzlerin karardığı gün, benim yüzümü nurunla ağart.
Sağ kolu yıkarken;
Allâhümme a'tınî kitâbî biyemînî ve hâsibnî hısâben yesîrâ.
Anlamı: Allah'ım! Kitabımı (amel defterimi) sağ elimle ver ve benim hesabımı kolaylaştır.
Sol kolu yıkarken;
Allâhümme lâ tu'tınî kitâbî bişimâlî ve lâ min verâi zahrî ve lâ tuhâsibnî hısâben asîrâ
Anlamı: Allah'ım! Kitabımı (amel defterimi) sol tarafımdan ve arkamdan verme. Beni zor bir hesaba çekme!
Başı meshederken;
Allâhümme harrim şa'r'i ve beşerî alen-nâr.
Anlamı: Allah'ım! Saçımı, tüylerimi ateşe haram kıl, beni cehennemde yakma.
Kulakları meshederken;
Allâhümmec'alnî minellez'ine yestemi'ûnel-kavle fe yettebi'ûne ahseneh.
Anlamı: Allah'ım! Beni, hak sözü dinleyenlerden ve onun en güzeline uyanlardan et.
Enseyi meshederken;
Allâhümme a'tik rakabetî minen-nâr.
Anlamı: Allah'ım! Benim boynumu (vücudumu) ateşten kurtar.
Sağ ayağı yıkarken;
Allâhümme sebbit kademeyye ales-sırâtı yevme tezillü fîhil-akdâm.
Anlamı: Allah'ım! Sırat köprüsünde ayaklar kaydığı günde benim ayaklarımı kaydırma.
Sol ayağı yıkarken;
Allâhümmecâl sa'yî meşkûren ve zenbî mağfûren ve amelî makbûlen ve ticâretî len tebûr.
Anlamı: Allah'ım! Çalışmamı boşa çıkarmayıp, sevabımı çok et, günahımı affet. Amelimi kabul et. Kazancımı koru; amelimi zayi etme.
Abdestten sonra;
* Kıbleye karşı dönerek ayakta bir miktar su içilir ve şu dua okunur:
Allâhümmec-alnî minet-tevvâbîn vec-alnî minel mütetahhirîn.
Anlamı: Allah'ım! Beni çokça tevbe edenlerden ve tertemiz olanlardan yap.
* Sonra şu şekilde şahadet getirilir:
Eşhedü en lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîkeleh. Ve eşhedü enne Muhammeden Abduhû ve Rasûluh.
Anlamı: Ben şahadet ederim ki Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O tektir, ortağı yoktur. Yine şahadet ederim ki Hz. Muhammed (s.a.v) Allah'ın Kulu ve Rasûlüdür.
Bismillâhil-azim velhamdü lillâhi alâ dînil-İslâm.
Anlamı: Yüce Allah'ın adıyla (abdeste) başlarım. İslâm dini üzere olmakla Allah'a hamd ederim.
Ağıza su verirken;
Allâhümme eınnî alâ tilâveti'l-Kur'âni ve alâ zikrike ve şükrike ve hüsni ibâdetike.
Anlamı: Allah'ım! Kur'an okumada, seni anmada, sana şükretmede ve sana güzel ibadet etmede bana yardım et.
Buruna su verirken;
Allâhümme erihnî râihatel cenneti.
Anlamı: Allah'ım! Bana cennetin kokusunu koklat.
Yüzü yıkarken;
Allâhümme beyyid vechî binûrike yevme tebyeddu vücûhün ve tesveddü vücûhün.
Anlamı: Allah'ım! Bir kısım yüzlerin ağarıp bir kısım yüzlerin karardığı gün, benim yüzümü nurunla ağart.
Sağ kolu yıkarken;
Allâhümme a'tınî kitâbî biyemînî ve hâsibnî hısâben yesîrâ.
Anlamı: Allah'ım! Kitabımı (amel defterimi) sağ elimle ver ve benim hesabımı kolaylaştır.
Sol kolu yıkarken;
Allâhümme lâ tu'tınî kitâbî bişimâlî ve lâ min verâi zahrî ve lâ tuhâsibnî hısâben asîrâ
Anlamı: Allah'ım! Kitabımı (amel defterimi) sol tarafımdan ve arkamdan verme. Beni zor bir hesaba çekme!
Başı meshederken;
Allâhümme harrim şa'r'i ve beşerî alen-nâr.
Anlamı: Allah'ım! Saçımı, tüylerimi ateşe haram kıl, beni cehennemde yakma.
Kulakları meshederken;
Allâhümmec'alnî minellez'ine yestemi'ûnel-kavle fe yettebi'ûne ahseneh.
Anlamı: Allah'ım! Beni, hak sözü dinleyenlerden ve onun en güzeline uyanlardan et.
Enseyi meshederken;
Allâhümme a'tik rakabetî minen-nâr.
Anlamı: Allah'ım! Benim boynumu (vücudumu) ateşten kurtar.
Sağ ayağı yıkarken;
Allâhümme sebbit kademeyye ales-sırâtı yevme tezillü fîhil-akdâm.
Anlamı: Allah'ım! Sırat köprüsünde ayaklar kaydığı günde benim ayaklarımı kaydırma.
Sol ayağı yıkarken;
Allâhümmecâl sa'yî meşkûren ve zenbî mağfûren ve amelî makbûlen ve ticâretî len tebûr.
Anlamı: Allah'ım! Çalışmamı boşa çıkarmayıp, sevabımı çok et, günahımı affet. Amelimi kabul et. Kazancımı koru; amelimi zayi etme.
Abdestten sonra;
* Kıbleye karşı dönerek ayakta bir miktar su içilir ve şu dua okunur:
Allâhümmec-alnî minet-tevvâbîn vec-alnî minel mütetahhirîn.
Anlamı: Allah'ım! Beni çokça tevbe edenlerden ve tertemiz olanlardan yap.
* Sonra şu şekilde şahadet getirilir:
Eşhedü en lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîkeleh. Ve eşhedü enne Muhammeden Abduhû ve Rasûluh.
Anlamı: Ben şahadet ederim ki Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O tektir, ortağı yoktur. Yine şahadet ederim ki Hz. Muhammed (s.a.v) Allah'ın Kulu ve Rasûlüdür.
Namaz Duaları
SÜBHANEKE
Okunuşu: Sübhânekallâhümme ve bihamdik. Ve tebêra kesmük. Ve teâlâ ceddük. (Ve celle senâük) Velâ ilâhe ğayruk.
Anlamı: Allah'ım! Sen eksik/noksan/kusurlu sıfatlardan temiz ve uzaksın. Seni böylece överim. Senin adın mübarek ve yücedir. (Azamet ve celâlin yüksektir.) Senden başka ilah yoktur.
Not: Parantez içi sadece cenaze namazında okunur.
Nerede Okunur ? İftitah tekbirinden sonra namazın ilk rekatında, ikindi ve yatsı namazının ilk sünnetinin 3.rekatında okunur. Cenaze namazında sübhaneke okunurken parantez içindeki de okunur. Diğer yerlerde bu parantez içindeki yer okunmaz.
ETTEHİYYÂTÜ
Okunuşu: Ettehiyyâtü lillâhi vessalevâtü vettayyibât. Esselâmü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullâhi ve berakâtüh. Esselâmü aleynâ ve alâ ibâdillâhis-sâlihîn. Eşhedü en lâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve rasûlüh.
Anlamı: Bütün dualar, senalar, güzel ibadetler Allah içindir. Rahmet ve bereket ile selam senin üzerine olsun ey Nebi! Selam ve selamet bize ve Allah'ın salih kulları üzerine olsun. Ben şahadet ederim ki, Allah'tan başka ilah yoktur, yine şahadet ederim ki, Muhammed (s.a.v) Allah'ın kulu ve resulüdür.
Nerede Okunur ? Namazda her oturuşta ilk olarak bu dua okunur.
ALLÂHÜMME SALLİ
Okunuşu: Allâhümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhim. İnneke hamîdün mecîd.
Anlamı: Allahım! Muhammed'e (s.a.v) ve O'nun âline rahmet eyle. İbrahim'e (a.s) ve onun âline rahmet eylediğin gibi... Muhakkak ki sen hamde/övgüye layık ve çok yücesin.
Nerede Okunur ? Namazın son oturuşlarında, ikindi ve yatsı namazlarının ilk oturuşlarında ETTEHİYYATU'dan sonra okunur.
ALLÂHÜMME BÂRİK
Okunuşu: Allâhümme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârekte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhim. İnneke hamîdün mecîd.
Anlamı: Allahım! Muhammed'i (s.a.v) ve O'nun âline mübarek kıl/onların şan ve şerefini artır. İbrahim (a.s) ve onun âlini mübarek kıldığın/onların şan ve şerefini artırdığın gibi... Muhakkak ki sen hamde/övgüye layık ve çok yücesin.
Nerede Okunur ? Namazın son oturuşlarında, ikindi ve yatsı namazlarının ilk oturuşlarında ALLAHÜMME SALLİ'den sonra okunur.
RABBENÂ
Okunuşu: Rabbenâ âtinâ fiddünyâ haseneten ve filâhirati haseneten ve kınâ azâbennâr.
Anlamı: Rabbimiz! Dünyada ve ahirette bizlere iyilik/iman/afiyet ve güzellik ver. Bizi cehennem azabından koru.
Nerede Okunur ? Namazın son oturuşlarında, ALLAHÜMME BARİK'den sonra okunur.
RABBENAĞFİRLİ
Okunuşu: Rabbenağfirlî velivâlideyye velil mü'minîne yevme yekûmül hisâb.
Anlamı: Rabbimiz! Hesap görülecek ahiret gününde beni, anne-babamı ve müminleri bağışla.
Nerede Okunur ? Namazın son oturuşlarında, RABBENA'dan sonra okunur.
KUNUT DUÂLARI
Okunuşu: Allâhümme innâ nesteînüke ve nesteğfiruke ve nestehdîk. Ve nü'minü bike ve netûbu ileyk. Ve netevekkelü aleyke ve nüsnî aleykel-hayra Küllehû neşküruke velâ nekfüruk. Ve nahleü ve netrukü men yefcüruk.
Anlamı: Ey Allah'ım! Biz muhakkak ki senden yardım ister mağfiret diler ve senden hidayet isteriz. Sana iman eder, sana tövbe eder, sana tevekkül ederiz. Ve seni bütün hayır ile senada, zikirde bulunur, nimetlerini itiraf ederek sana şükrederiz. Seni inkâr etmeyiz. Sana isyan edenleri perişan eder, onları terk ederiz.
Okunuşu: Allâhümme iyyâke na'büdü ve leke nüsallî ve nescüd. Ve ileyke nes'â ve nahfid. Ner cû rahmeteke ve nahşâ azâbek. İnne azâbeke bil-küffâri mülhık.
Anlamı: Ey Allah'ım! Biz ancak sana ibadet eder ve senin için namaz kılar ve ancak sana secde ederiz. Sana yaklaşmak için çalışırız. İbadetleri sevinçle yapar, rahmetini ümit eder, azabından da korkarız. Muhakkak ki senin azabın kâfirleri kuşatıcıdır.
Nerede Okunur ? Vitir namazının 3.rekatında Kunut Tekbirinden sonra okunur.
Okunuşu: Sübhânekallâhümme ve bihamdik. Ve tebêra kesmük. Ve teâlâ ceddük. (Ve celle senâük) Velâ ilâhe ğayruk.
Anlamı: Allah'ım! Sen eksik/noksan/kusurlu sıfatlardan temiz ve uzaksın. Seni böylece överim. Senin adın mübarek ve yücedir. (Azamet ve celâlin yüksektir.) Senden başka ilah yoktur.
Not: Parantez içi sadece cenaze namazında okunur.
Nerede Okunur ? İftitah tekbirinden sonra namazın ilk rekatında, ikindi ve yatsı namazının ilk sünnetinin 3.rekatında okunur. Cenaze namazında sübhaneke okunurken parantez içindeki de okunur. Diğer yerlerde bu parantez içindeki yer okunmaz.
ETTEHİYYÂTÜ
Okunuşu: Ettehiyyâtü lillâhi vessalevâtü vettayyibât. Esselâmü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullâhi ve berakâtüh. Esselâmü aleynâ ve alâ ibâdillâhis-sâlihîn. Eşhedü en lâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve rasûlüh.
Anlamı: Bütün dualar, senalar, güzel ibadetler Allah içindir. Rahmet ve bereket ile selam senin üzerine olsun ey Nebi! Selam ve selamet bize ve Allah'ın salih kulları üzerine olsun. Ben şahadet ederim ki, Allah'tan başka ilah yoktur, yine şahadet ederim ki, Muhammed (s.a.v) Allah'ın kulu ve resulüdür.
Nerede Okunur ? Namazda her oturuşta ilk olarak bu dua okunur.
ALLÂHÜMME SALLİ
Okunuşu: Allâhümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhim. İnneke hamîdün mecîd.
Anlamı: Allahım! Muhammed'e (s.a.v) ve O'nun âline rahmet eyle. İbrahim'e (a.s) ve onun âline rahmet eylediğin gibi... Muhakkak ki sen hamde/övgüye layık ve çok yücesin.
Nerede Okunur ? Namazın son oturuşlarında, ikindi ve yatsı namazlarının ilk oturuşlarında ETTEHİYYATU'dan sonra okunur.
ALLÂHÜMME BÂRİK
Okunuşu: Allâhümme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârekte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhim. İnneke hamîdün mecîd.
Anlamı: Allahım! Muhammed'i (s.a.v) ve O'nun âline mübarek kıl/onların şan ve şerefini artır. İbrahim (a.s) ve onun âlini mübarek kıldığın/onların şan ve şerefini artırdığın gibi... Muhakkak ki sen hamde/övgüye layık ve çok yücesin.
Nerede Okunur ? Namazın son oturuşlarında, ikindi ve yatsı namazlarının ilk oturuşlarında ALLAHÜMME SALLİ'den sonra okunur.
RABBENÂ
Okunuşu: Rabbenâ âtinâ fiddünyâ haseneten ve filâhirati haseneten ve kınâ azâbennâr.
Anlamı: Rabbimiz! Dünyada ve ahirette bizlere iyilik/iman/afiyet ve güzellik ver. Bizi cehennem azabından koru.
Nerede Okunur ? Namazın son oturuşlarında, ALLAHÜMME BARİK'den sonra okunur.
RABBENAĞFİRLİ
Okunuşu: Rabbenağfirlî velivâlideyye velil mü'minîne yevme yekûmül hisâb.
Anlamı: Rabbimiz! Hesap görülecek ahiret gününde beni, anne-babamı ve müminleri bağışla.
Nerede Okunur ? Namazın son oturuşlarında, RABBENA'dan sonra okunur.
KUNUT DUÂLARI
Okunuşu: Allâhümme innâ nesteînüke ve nesteğfiruke ve nestehdîk. Ve nü'minü bike ve netûbu ileyk. Ve netevekkelü aleyke ve nüsnî aleykel-hayra Küllehû neşküruke velâ nekfüruk. Ve nahleü ve netrukü men yefcüruk.
Anlamı: Ey Allah'ım! Biz muhakkak ki senden yardım ister mağfiret diler ve senden hidayet isteriz. Sana iman eder, sana tövbe eder, sana tevekkül ederiz. Ve seni bütün hayır ile senada, zikirde bulunur, nimetlerini itiraf ederek sana şükrederiz. Seni inkâr etmeyiz. Sana isyan edenleri perişan eder, onları terk ederiz.
Okunuşu: Allâhümme iyyâke na'büdü ve leke nüsallî ve nescüd. Ve ileyke nes'â ve nahfid. Ner cû rahmeteke ve nahşâ azâbek. İnne azâbeke bil-küffâri mülhık.
Anlamı: Ey Allah'ım! Biz ancak sana ibadet eder ve senin için namaz kılar ve ancak sana secde ederiz. Sana yaklaşmak için çalışırız. İbadetleri sevinçle yapar, rahmetini ümit eder, azabından da korkarız. Muhakkak ki senin azabın kâfirleri kuşatıcıdır.
Nerede Okunur ? Vitir namazının 3.rekatında Kunut Tekbirinden sonra okunur.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)