17 Kasım 2009 Salı

Vali, dine uygun değil diye pisuvar KALDIRTMIŞTI... Diyanet KALSIN dedi


ORDU Valisi Ali Kaban'ın 'dinen uygun olmadığı' gerekçesiyle camilerden pisuvarları kaldırması ile başlayan tartışmaya, Diyanet son noktayı koydu.

Diyanet'ten, önemli olanın 'idrarın insan üzerine sıçramaması' olduğu belirtilerek, 'Tedbir alındığı sürece pisuarın da, klozetin de dinen sakıncası yok' açıklaması geldi.

Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi Mehmet Keskin, konuyla ilgili AKŞAM'a şunları söyledi:

Dinde esas olan temizliktir ve kişinin pislikten uzak durmasıdır. İdrarın insan üzerine sıçramaması gerekir. Küçük abdestin sıçraması da tıpkı dışkı gibidir. Dinimizce haramdır. Önemli olan temizlik ve tedbirdir. Pisuvarda idrarın insan üzerine sıçramasını önleyecek tedbir alındıktan sonra klasik tuvalet de olur, klozet de, pisuvar da. Eğer pisuar temiz bir şekilde kullanmaya olanak sağlıyorsa dinde sakıncası yok.

CHP Milletvekili Rahmi Güner, pisuvar yasağını TBMM gündemine taşıdı. Güner, İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde, şu soruları yöneltti: İl müftüsü, ayakta bevletmenin prostat kanserine yol açtığını ifade etmiştir. Buna ilişkin bilimsel veri bulunmakta mıdır? Bu çağ dışı olay için Bakanlık olarak önlem alacak.

DİYANET'İN sitesinde yer alan makalede de, tuvalet temizliğine ilişkin bilgiler verildi. Açıklamada şunlar kaydedildi: Özür söz konusu değilse vücuttan idrar sızıntısı olduğu sürece abdest geçerli olmaz. İdrarın vücuttan iyice çıkması için hareket etmek, yürümek veya öksürmek gerekebilir. Temizlik iyi yapılmadığında idrar sızıntısı elbiseye bulaşacağından bu temizlik önemlidir. Hz. Peygamber idrardan sakınmayı emretmiş, kabir azabının çoğunun idrardan sakınmama sebebiyle olacağını haber vermiştir.

Barbie Bebek'in patronları, Cüppeli Ahmet'e YANIT verdiler


Son dönemin gündemdeki ismi: Barbie. Hakkında konuşan konuşana... Kamuoyunda Cüppeli Ahmet Hoca adıyla tanınan Ahmet Mahmut Ünlü, onun için “Tahrik edici” demişti...

Polis, düzenlediği bir fuhuş operasyonuna onun adını verdi. Başörtülü ve çarşaflı rakipleri çıktı. Barbie hep sustu. Şimdi konuşma sırası onda.

Cüppeli Ahmet’in, “Barbie bebekler erkekleri tahrik eder” açıklamasına Barbie, “Ben küçük kızların oynayabilmeleri ve eğlenebilmeleri için 1959 yılında bir oyuncak bebek olarak yaratıldım” diye yanıt verdi. Barbie, polisin düzenlediği fuhuş operasyonuna ise kırılmıştı: “Açıkça bunu onaylamıyorum. Ve insanlara benim bir çocuk oyuncağı olduğumu hatırlatıyorum” diyebildi.

Barbie’nin üretici firması ABD’li Mattel’in Uluslararası Başkanı Brian Stockton, Milliyet gazetesinden EYLEM TÜRK'ün son dönemdeki Barbie kriziyle ilgili sorularını yanıtladı.

Cüppeli Ahmet’in, Barbie için ‘tahrik edici’ tanımlamasını değerlendiren Stockton, Barbie’nin küçük kızların oynayabilmeleri ve eğlenebilmeleri için 1959 yılında bir oyuncak bebek olarak yaratıldığını hatırlattı. Stockton, İstanbul’da fuhuşa yönelik düzenlenen ve Barbie ismi verilen operasyonla ilgili şunları söyledi:

“Bu özel olayla ilgili bir bilgim yok ancak birçok kişi Barbie’nin marka ismini kendi amaçlarına dikkat çekmek için kullanıyor. Açıkça biz bunları onaylamıyor ve her zaman insanlara Barbie’nin bir çocuk oyuncağı olduğunu hatırlatıyoruz. Bir oyuncak isminin küçük bir çocuğun aklını karıştırabilecek uygunsuz bir nesneye iliştirilmesi hayalkırıklığı yaratacak bir şey.”
Barbie’yi kız çocuklarının ilgisini cezbedecek şekilde yenilemeye devam edeceklerine dikkat çeken Stockton, Barbie’nin türbanlı rakipleriyle ilgili olarak da, “Rekabetin doğası gereği farklı pazarlara, farklı bebekler pazarlanıyor. Bu hep böyledir” dedi.

50 yaşında, en bilinen 50 marka arasında

1959’da piyasaya sürülen dünyanın en ünlü oyuncak bebeği Barbie, bu yıl 50’nci yaşını kutluyor. Barbie Türkiye’ye 80’li yıllarda Turgut Özal döneminde girdi. Oyuncakları, bilgisayar oyunları, filmleri, giysileri ve aksesuvarları ile çocukların hayallerini süsledi.

Maddi olanakları kısıtlı aileler için daha ucuz rakipleri de üretilen Barbie, kimi zaman kapitalist sistemin bir ürünü olduğu ve çocukları küçük yaşlardan itibaren tüketime yönlendirdiği konusunda eleştiriye uğradı. Kimi zaman da çocukları, onun gibi mükemmel görünmeye özendirdiği gerekçesiyle eleştirilen Barbie’nin, son günlerde bazı çevrelerce ‘tahrik edici’ olarak nitelendirilmesi ise kamuoyunda büyük tepki çekti.

Tüm bu eleştirilere rağmen yine de çocukların bir çoğunun sahip olmak istediği bir oyuncak olan Barbie bugün dünyanın 150 ülkesinde satılıyor ve dünyada en çok tanınan ilk 50 marka arasında yer alıyor. Barbie’nin üretici firması olan Mattel’in toplam yıllık cirosu 5 milyar doları aşıyor. Tüm dünyada ise 30 bine yakın çalışanı bulunuyor.

Diyanet merkezi ezandan vazgeçiyor


Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu'nun "Merkezi ezan ve merkezi vaaz uygulamasını kaldırıyoruz" açıklaması yeni bir tartışma başlattı.

Bardakoğlu'nun, "Farklı seslerde ezan coşkusunun minarelerden yükselmesini daha estetik buluyorum" açıklamasına katıldıklarını ancak geçmişte çok kötü örnekleri gördüklerini açıklayan ilahiyatçılar, "Eğer kötü sesler ayıklanmazsa ezan manevi zevk vermez. Ya iyi sesler seçilsin ya da merkezi ezan kaldırılmasın" diye konuştular.

İŞTE İLAHİYATÇILARIN FİKRİ:

Prof. Dr. Bayraktar Bayraklı: Çok cami olan yerlerde, büyük şehirlerde merkezi sistem olmayınca kötü sesliler, makam bilmeyenler, farklı vakitlerde başlayanlar karmaşaya sebep oluyor. Bu nedenle büyük şehirlerde merkezi sistemin gerekli olduğuna inanıyorum.

Prof. Dr. Emrullah Yüksel: Tek tek görevlilerin seçilip, gerekli eğitimler verilmesi becerilirse, merkezi sistemin gerekliliği zaten ortadan kalkar. Cırlak bir sesi dinlemektense merkezi ezan sesini dinlemek çok daha iyi.

Prof. Dr. Yunus Vehbi Yavuz: Ben merkezi ezan sisteminden son derece memnunum. Oturduğum mahallede okunan ezanlar kulağa hoş gelmiyordu, makam bile yoktu. Bana ezan manevi haz vermiyordu. Güzel ezan birliğini sağlamak için gerekli eğitimler verilmiş, güzel sesler seçilmiş ve şartlar oluşturulmuşsa, merkezi sistem kaldırılsın. Öte yandan İstanbul Müftülüğü, iftardan 7 dakika önce ezan okunan Eyüp Sultan Camisi'ndeki 5 çalışan hakkında soruşturma başlattı. İstanbul Müftüsü Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı ise yazılı açıklama yaparak, oruçlarını vaktinden önce açanların, bir günlük oruçlarını Ramazan'dan sonra kaza etmeleri gerektiğini duyurdu.

KİTABIN YAZARI, BEYOĞLU BELEDİYE BAŞKANININ BABASI

AHMET ARSAN, HÜRRİYET gazetesindeki köşesinde şunları yazıyor:

Medyanın kodlarını çözmüş bir hoca

Yaşar Nuri Öztürk ya da Zekeriya Beyaz’dan söz etmiyorum.

Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan’ın babası Ali Rıza Demircan’dan söz ediyorum.
Efendim, düşünün:
Seneler, seneler evvel bir kitap yazıyor ve ülkenin gündemine “cuk” diye oturuyor...
Ama öyle böyle oturma değil...
Günlerce manşetler ondan söz ediyor...
Hem de henüz özel televizyonların olmadığı, internetin esamisinin bile okunmadığı bir dönemde başarıyor bunu...
Yazdığı kitabın adı:
“İslam’da Cinsel Hayat”.
Dinsellik ve cinselliğin çok satacağı ilkesinin ilk kanıtı olan bu kitap, baskı rekorları kırmış bir kitaptır...
*
Uzun bir sükut dönemi...
Ve Ali Rıza Demircan, yeni bir kitapla gündemde...
Bu kez “Kuran ve Sünnet’e Göre Cennet Hayatı” başlıklı, yine çok elektrikli bir kitapla karşımızda...
Kitabında...
“Cennette adam başına kaç huri düşüyor” gibi...
“Peki cennette kadınlar ne yapacak?” gibi...
“Cennette seks nasıl olacak?” gibi...
Kadim sorulara cevap veren Ali Rıza Demircan Hoca, yine turnayı gözünden vurmaya talip...
Peki söyleyin bakalım:
Bu hocaya biz medyanın kodlarını çözmüş hoca demeyeceğiz de ne diyeceğiz?

Zekeriye Beyaz ile Cübbeli Ahmet arasında POLEMİK var: Ulan Cübbeli Cumartesi ölenin suçu ne?


Beyaz Hoca "Söz Sende" programında Cübbeli Ahmet Hoca'ya ateş püskürdü. "Mağara devrinde kalmış, çağdışı insanlar" dedi. Ortalığı "şarlatanların" kapladığını görünce son 3 yıldır kendini geriye çektiğini savundu

Ortalığı "şarlatanların" kapladığını görünce son 3 yıldır kendini geriye çektiğini söyleyen Beyaz Hoca bundan pişman olduğunu söyleyerek söze girdi.
Ardından da vatandaşların aklının hurafelerle doldurulduğundan bahsederken lafı Cübbeli Ahmet Hoca'ya (Ahmet Mahmut Ünlü) getirdi:

"Vatandaşlarımız abır sapır hurafelerin altında eziliyor. Mesela diyor ki 'kabir azabından korkuyorum. Bundan kurtulmanın yolu yok mudur?' diye soruyor. 'Kabir azabı diye bir şey yok, azap cennet, cehennem kıyametten sonra olur' dedim. Ayeti kerim öyle... Ama siz 'kabir azabı' diye vaazlarda anlatırsanız, dini kitaplarda yazarsanız, o kadın da kabir azabına inanır. "Zeballa gelecek, bir takım sorular soracak zannedir."

Beyaz Hoca'nın bahsettiği kişinin Cübbeli Ahmet Hoca'nın olduğu sözlerinin devamında anlaşıldı.

ULAN (CÜBBELİ) CUMARTESİ ÖLENİN SUÇU NE?

"Şimdi Cübbeli Ahmet Hoca'nın televizyonda anlattığına göre de Cuma günü ölürse azap yokmuş. Ulan cumartesi ölenin suçu ne? Böyle saçmalık olur mu? Bunların tamamı yersizdir, dine aykırıdır, bunlar tamamen uydurmadır."

CÜBBELİ DE BEYAZ'I CİDDİYE ALMIYOR

Balçiçek Pamir bu noktada "Cübbeli Ahmet Hoca sizin için 'fetvası muteber değildir, söyledikleri asla ciddiye alınmamalıdır' diyor." diye sorunca Beyaz Hoca'nın gayet sakince cevap verdi: "Doğrudur"

Bunun sebebini de şöyle açıkladı: "Onların seviyesi, onların cemaatları, yapıları için doğrudur. Ama bugün Türkiye Cumhuriyeti halkının çoğu bizim gibi düşünenleri doğru buluyor ve bağrına basıyor. Neden? Aydınlanmış insanların, mantığı çalışan insanlar, gerçekleri kolayca anlıyor

ALLAHIN SAKALINI KESMEK ONLA HARP ETMEK DEMEKMİŞ

Zekeriya Beyaz Cübbeli Ahmet Hoca Cübbeli Ahmet ve onun kibileri mağara devrinde kalmış insanlar olarak değerlendiriyor. Şöyle konuştu:"Hoca efendinin bize bir bildirisi geldi. 'Siz Allahın çıkarmış olduğu sakalı kesmekle Allahla harp etmiş olursunuz. Nasıl olursunuz? Allah yüzünüzde sakal çıkartıyor, siz kesiyorsunuz, Allah yine çıkartıyor, siz yine kesiyorsunuz... Allah'la harp ediyorsunuz. Allah'la harp eden kişide din iman kalır mı?' diyor. O zaman be adam, sen tırnağını kesme, saçlarını kesme... Böylesine mantıksız, akıldan uzak, abuk sabuk, sekilperest bir din anlayışıdır o... O kafalarla değil islamiyet, hayat, mağara devri yaşanmaz...

'ZİNA EDERSEN KOCADAN HELALİK ALINACAK'

Beyaz Hoca'nın anlattığı diğer bir anekdot:

"Efendim birisi yine onun tefsirini getirdiler. Onun ayetlerin altına yazdığı mealde diyor ki "Bir insan zina ederse Allah'a karşı tövbe etse bile bir de kul hakkı, yani kocanın hakkı vardır. Kocadan da bir konuşma esnasında 'bana hakkını hela et' der, o da 'helal olsun' derse helaldir" diyor... Sayısız böyle abuk sabuk mesalleri vardır. Onlar bu asrın dışlaması gereken bir gruptur. Çağdışıdırlar."

2 Kasım 2009 Pazartesi

İzmir'de zorunlu din dersine karşı eylem

İZMİR - Eğitim-Sen, Öğrenci Velileri Derneği ve Alevi Bektaşi ve Yöre Dernekleri Platformu, zorunlu din dersinin kaldırılması talebiyle İzmir Valiliği'ne dilekçe sundu.

İzmir Büyükşehir Belediyesi önünde toplanan Eğitim-Sen, Öğrenci Velileri Derneği İzmir Şubeleri ile Alevi Bektaşi ve Yöre Dernekleri Platformu üyeleri, "Zorunlu din dersi ve AKP 12 Eylül rejiminin ürünüdür", "Darbe ürünü zorunlu din dersine hayır", "Yargı kararları uygulansın" yazan dövizler taşıdı.

Basın açıklamasını kurumlar adına okuyan Eğitim-Sen 2 Nolu Şube Başkanı Ercan Dumbak, okulların açılmasının üzerinden yaklaşık 1 aylık bir süreç geçtiğini hatırlatarak, "Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi adı altında bir mezhebe dayalı İslam anlayışı yeniden farklı inanç kesimindeki insanlara dayatılmaya bu yıl da devam ediyor" dedi.

Yargı kararlarına rağmen 'zorunlu din dersinin' kaldırılmamasına tepki gösteren Dumbak, eğitim sistemindeki bu uygulamanın farklı inanç kesimlerini rahatsız etmeye devam ettiğini söyledi.

Zorunlu din dersi uygulamasının 'hak ihlali' olduğunu ifade eden Dumbak, "Eğitim hakkına, din ve vicdan hürriyetine aykırı olan bu uygulamanın kaldırılmasını istiyoruz" şeklinde konuştu.

İzmir'de zorunlu din dersine karşı eylem

Dumbak'ın ardından söz alan Alevi Bektaşi Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi İshak Kocabıyık ise, hukuksal anlamda elde ettikleri kazanımların pratikte de işlevli olması için gerekli başvuruları yapacaklarının altını çizerek, "Bizler yargı kararlarının uygulanmasını istiyoruz. Zorunlu din dersinin kaldırılması için yürüttüğümüz mücadeleyi bundan sonra daha da yükselteceğiz" diye konuştu.

Açıklamanın ardından İzmir Valiliğine giden kurum temsilcileri, zorunlu din dersinin kaldırılması talebiyle topladıkları dilekçeleri yetkililere iletti.

'Kimse din adına insan öldürmesin'

25.10.2009 12:43
Başbakan Erdoğan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, terörün dini, milleti, ırkı ve vatanı olmadığını belirterek, ''Kimse, din adına insan öldürme yoluna girmesin, bu asıl yanlış olandır. Din adına bir Müslüman kardeşini öldüren, savunmasız insanları öldüren insanların, bunu ne ile izah edeceğini ben anlamakta zorlanıyorum ve anlamıyorum'' dedi.

Başbakan Erdoğan, Pakistan Başbakanı Yusuf Rıza Gilani ile baş başa ve heyetlerarası görüşmelerinden iki ülke arasında iş birliğini öngören anlaşmaların imza törenine geçildi.

Törende, Türkiye Cumhuriyeti ve Pakistan İslam Cumhuriyeti hükümetleri arasında, ''Yoğunlaştırılmış İşbirliği ve Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi Tesis Edilmesi Hakkında Ortak Siyasi Bildiri, Pakistan'da TİKA Program Koordinasyon Ofisi Kurulmasına Dair Mutabakat Muhtırası ile Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı Eğitim Merkezi ile Pakistan İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı Akademisi Arasında İşbirliğine İlişkin Mutabakat Muhtırası'' imzalandı.

İmza töreninin ardından Erdoğan ve Gilani ortak basın toplantısı düzenledi.

Gilani, iki ülke arasında ticaret ilişkisini geliştirmek amacıyla, üst düzey yöneticiler arasında, iki ülkenin çıkarları doğrultusunda önemli adımların atıldığını ifade etti. Ayrıca bu toplantıların iki ülke arasındaki özel sektör ilişkilerinin de gelişmesi için gerçek potansiyelin yakalanması açısından, önemli olduğunu düşündüğünü anlatan Pakistan Başbakanı Gilani, Başbakan Erdoğan ile yaptıkları görüşmede terörle mücadeledeki kararlılığın da ifade edildiğini söyledi. Gilani, şöyle konuştu:

''Terörizm ve aşırıcılığı hangi şart altında olursa olsun lanetliyoruz. Sayın Erdoğan ve Ben, bu şeytanı yeneceğimiz konusunda mutabakata vardık. Bu alanda da işbirliği fırsatı yakalayıp, Pakistan topraklarında bugüne kadar verdiğimiz mücadelenin devam edeceği noktasında kendisine fikirlerimi sundum. Bu noktadan hareketle mücadelemizin devam edeceğini, sosyal dengeyi bozacak şeytani odağa karşı mücadelemizin devam edeceğini ifade ettim.''

Gilani, ayrıca görüşmeler sırasında Türkiye'nin Afganistan'daki yeniden yapılanma sürecine katkısına da teşekkür ettiğini ifade etti.

Türkiye ve Pakistan'ın stratejik ortak olduklarını ifade eden Gilani, küresel ve bölgesel konulara benzer yaklaşımlar gösteren iki ülke olarak, iki ülke arasındaki halkların birbirine yakınlaştırılması açısından ellerinden gelen her türlü desteği vermeye hazır olduklarını görüşmede ifade ettiğini bildirdi.

-ERDOĞAN'IN SÖZLERİ-

Başbakan Erdoğan da ''ikinci evimiz'' diye nitelendirdiği Pakistan'da bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek başladığı konuşmasında, ''Bunu bir dış ziyaret olarak değerlendirmiyorum. Kardeşim Gilani ile başbaşa iki ülkenin ikili sorunlarını değerlendirme, geleceğe nasıl bakarız... Görüşmelerimizde bunun fırsatını bulduk. Aramızda siyasi, askeri, ekonomik, ticari kültürel, turizm alanlarına yönelik bir çok konuları görüşme fırsatını bulduk'' dedi.

Erdoğan, şöyle konuştu:

''Askeri alanda, savunma sanayine yönelik birçok müşterek atabileceğimiz adımlar var ortak yatırımlar olabileceği gibi Türkiye olarak biz, ne gibi katkılarda bulunabiliriz, bunları görüşme fırsatı bulduk. Siyasi alanda uluslararası kurum ve kuruluşlarla bugüne kadar ortak hareket edebilme fırsatını, zeminin her zaman yakalamış ve bir birine destek olmuş iki kardeş ülkeyiz. Bundan sonraki süreçte de bu dayanışmamız aynı kararlılıkla devam edecektir. Çünkü her iki ülkenin de yönetiminde bu irade vardır.

Askeri ve siyasi bu iki başlığı gündeme getirirken terörü değerlendirmemek, terör konusuna girmemek mümkün değil. Terörle mücadele konusunda bir ortak platform oluşturma hususunda yine her iki yönetimde de ortak bir irade vardır. İstihbarat örgütlerimizin sağlıklı bir dayanışması mevcuttur ve terörün dini, milleti, ırkı, vatanı yoktur. Kimse, din adına insan öldürme yoluna girmesin, bu asıl yanlış olandır. Din adına bir Müslüman kardeşini öldüren, savunmasız insanları öldüren insanların, bunu ne ile izah edeceğini ben anlamakta zorlanıyorum ve anlamıyorum.

Aşırılıklardan uzak, tamamen orta yolu tutturabilen bir iradeye, bir zihniyete insanlığın ihtiyacı var. Hangi zihniyette olursa olsun, hangi düşüncede olursa olsun bunu yakalamaya mecburuz. Demokratik parlamenter sistemlerin de özelliği bu...

Halkın iradesine saygı duymak, halkın sevgisini kazanabilmek, halkın tercinine saygı duymak, bunun sağlanabildiği bir ülkede birliğin beraberliğin dayanışmanın olacağına inanıyorum.

Sıkıntılı süreci Pakistan yaşadığı gibi aynen biz de yaşıyoruz. Ama dayanışma içinde bölgede bu süreci aşacağımıza da inanıyorum.''

''Kardeşim'' diye hitap ettiği Pakistan Başbakanı Gilani ile iki ülke arasında yüksek düzeyli işbirliğini öngören ortak siyasi bildiriyi imzaladıklarını anımsatan Başbakan Erdoğan, ''İnanıyorum ki bu ortak bildiri ülkelerimiz arasında bir dayanışma ile birlikte bir sıçramayı da getirecek. Bakanlarımız daha yoğun bir şekilde bir araya gelecekler. Dayanışmada hızlandırılmış bir süreç devreye girecek'' dedi.

Başbakanlar olarak en az yılda bir kez bir araya gelme fırsatı yakalayacaklarını anlatan Erdoğan, ekonomik alanda şu ana kadar olan dış ticaret hacmine bakıldığında 741 milyon dolar gibi bir rakamın görüldüğünü bunun ise yetersiz olduğunu dile getirdi.

''Doğrusu iki ülkeye yakışmıyor. Ben aramızdaki bu rakamı çok küçük buluyorum'' diyen Erdoğan, ''Şu anda iki yıl içinde 2 milyar dolar hedefi konuldu ama bu hedef de bana göre küçük.

Türkiye'nin Pakistan'a verebileceği değişik alanlarda çok ürünleri var. İnanıyorum ki Pakistan'dan da Türkiye'nin alabileceği ürünler var. Bu anlayışla bizim dış ticaretimizdeki süreci hızlandırmamızın önemi büyüktür'' diye konuştu.
-''ORTAK BAKIŞ GETİREBİLİRİZ''-

Pakistan'ın altyapısının güçlendirmede, konut yapımında Türk müteahhitlerinin önemli görevler yüklenebileceğini dile getiren Başbakan Erdoğan, Pakistan'ın bu noktada altyapı, kentsel değişim, dönüşüm gibi bir çok yatırımında Türk firmalarının çok büyük hizmetler verebileceğini kaydetti.

Türkiye'nin, TİKA'nın Pakistan'da açacağı ofis ile birlikte birçok alanlarda hizmetler vereceğini anlatan Erdoğan, şöyle konuştu:

''Kültürel noktadaki karşılıklı dayanışmamız, yoğunlaşarak, artarak devam etmektedir. Kadim bir ortak tarihimiz var. Bunu unutmamız mümkün değil. Bunu zenginleştirmemiz lazım. Asya'da bir ortak bakış getirebiliriz. Bunun da çalışmalarını bakanlıklar arasında yürütmemizde fayda olduğuna inanıyorum. Turizmde bizler, yaklaşık 26 milyon turist çekebilen bir ülke durumundayız. Tabii bu noktaya turizm çeşitlendirerek geldik. Sadece deniz, kum, güneş buraya tıkanıp kalmadık. Bunun yanına eğitimi, kongreyi, sağlık, dağ, yayla turizmini koyduk. Kültürel turizmi, inanç turizmini koyduk, tabii bunlar ayrı bir güç kattı sürece. Bu dayanışmayı paket turizm ile çok daha farklı bir noktaya getirebiliriz. Tabii bu seyahatte yanımda 80 kadar iş adamı var. iş adamlarımız sektörlerinde muhataplarıyla burada görüşme fırsatı bulacaklar. Tabii bugün bir iş adamları forumunun düzenleniyor olması bu seyahatimizin başka güzel yanıdır.

Tabii bir başka mutlu olduğum konu da yarın Pakistan Parlamento'ya hitap edecek olmamdır. Bu fırsatı bana tanıyan parlamento başkanına teşekkür ediyorum. Değerli kardeşime bizlere gösterdiği ev sahipliği için de tekrar teşekkür ediyorum.''

-SORULAR-

Başbakan Erdoğan, ''terörizm konusunda iki ülke arasında varılacak işbirliği noktasında spesifik bir örnek verebilir misiniz? Ayrıca Türkiye, NATO çok önemli üyesi... Pakistan'a Afganistan'dan sızmalar oluyor ve buradaki terörle mücadeleyi olumsuz etkiliyor. NATO'daki kuvvetinizi kullanarak bu sızmaların önlenmesi içini yeni bir öneri getirmek söz konusu olabilir mi?'' sorusuna, şu yanıtı verdi:

''Bu konudaki hassasiyetleri değerli kardeşimle paylaştık ve geleceğe yönelik ne gibi adımlar atabiliriz bunları da konuştuk. Özellikle NATO genel sekreteri ile bunu konuşacağımız gibi, 1 Kasımdan itibaren bizler, Kabil'deki bölge komutanlığını da üstleneceğiz.

Türkiye olarak ve yine bu görev vesilesiyle bunu oradaki diğer ortaklarla paylaşma imkanımız olacaktır. Tabii Afganistan'dan Pakistan'a böyle bir sızmanın olması bizleri de rahatsız eden bir konudur. Çünkü biz bunun acısını yaşayan bir ülkeyiz. Aynı şekilde Kuzey Irak'tan Türkiye'ye geçişlerin bizi nasıl sıkıntıya düşürüyorsa, nasıl bu noktada bizim için bir sıkıntı oluşturuyorsa aynı şekilde Afganistan'dan Pakistan'a bu tür geçişler bizi üzüntüye ve sıkıntıya sevk etmektedir, bunu müşterek çalışmalarla görüşmelerle hatta ve hatta gerekirse NATO Genel Sekreteri ile bizzat görüşerek bu konuda ne gibi tedbirler alırız, kardeşimle de bunu paylaştık, adımlarını da ona göre atacağız.''
-İRAN-

Başbakan Erdoğan, İran'da Devrim Muhafızlarına yönelik saldırılar bağlamında, Pakistan ile İran arasında bir ''gerginlik'' yaşandığını belirterek, ''İlişkilerin normale dönmesi konusunda bir konu ele alındı mı? Buradan İran'a herhangi bir mesaj götürecek misiniz?'' sorusu üzerine, şöyle konuştu:

''Bildiğiniz gibi bu sürecin ulusal boyutu var, bölgesel boyutu var, küresel boyutu var. Şu anda bölgesel boyutu da ulusal boyutunun yanında görüştük, görüşme fırsatımız oldu. Buradan İran'a geçeceğiz, İran'da da bunu Devlet Başkanı ile görüşme fırsatımız olacak, görüşeceğiz. Bölgenin huzura kavuşması için ortak hareket etmemiz zaten şart. Bunun gereği olarak da bu tür iletişimin içinde olmak, bu tür bir paylaşımın içinde olmak şart. Ve bu konuda gerek bizler başbakanlar olarak, gerek ilgili bakan arkadaşlarım devrede olacaklar: Süratle ne gibi tedbirler atacağız bunları belirleyerek süreci devam ettireceğiz.''

''Türkiye, Afganistan'a daha fazla asker göndermeyi düşünüyor mu? NATO'dan bu konuda bir talep geldi mi?'' sorusuna Erdoğan, ''Şu an itibarıyla gönderilen Türk askerlerimizin miktarı 1700-1800 civarında... Daha fazla asker göndermek gibi bir planımız yok. Plan budur, bu istikamette adım atılmıştır. Bundan önce nasıl sağlıklı bir şekilde oradaki komuta devam ettiyse, yine bu dönemde Silahlı Kuvvetlerimiz belirlenen başlıklar altında görevini orada özellikle sürdürecektir. Biliyorsunuz, belli hassasiyetlerimiz var. Bizler oradaki süreç içerisinde daha ziyade bir barış gücü olarak, bir lojistik güç olarak gerekli desteği Afganistanlı kardeşlerimize vereceğiz'' yanıtını verdi. smi ziyaret için gittiği Pakistan'da önemli sözler sarfetti