18 Kasım 2009 Çarşamba

Kâbe'yi Korkudan Yıkamadılar


05.11.2009 11:07
2012 filminde İslam dünyasından ölüm fetvası çıkar korkusuyla Kabe’nin yerle bir olduğunu gösteren sahneler son anda çıkartıldı

Maya takvimine göre kıyametin kopacağı 2012 tarihi için çekilen en yüksek bütçeli film ‘2012’ daha vizyona girmeden tartışma yarattı. 13 Kasım’da tüm dünyada vizyona girecek olan filmin yapımcılarının, “ölüm fetvası” korkusuyla Kabe’nin yıkıldığını gösteren sahneyi son anda filmden çıkardığı ortaya çıktı.

Yerine Brezilya’nın Rio de Janeiro şehrinde Corcovado Dağı üzerinde bulunan ve şehrin sembollerinden biri olan 30 metre boyundaki dev Christo Redentor (Kurtarıcı İsa) Heykeli’nin yıkıldığı sahneleri filme koydular.

Filmin yapımcısı olan 53 yaşındaki Roland Emmerich, ‘2012’deki sahnelerin kesildiğini doğrulayarak, “Dünyanın yok olmasını tasvir ederken Kabe’nin de yıkılışını göstermeyi istedim. Ancak ölüm tehdidi ile kelle koltuğumda yaşamak istemiyorum. Filmin metin yazarları hakkımda fetva çıkabileceği uyarısında bulununca bu bu sahneleri çıkartmak zorunda kaldık. Onun yerine Hristiyanlığın bir sembolünü yıkıldı gösterdik” dedi.

Peygamberimizin çok sevdiği dua


04.11.2009 00:16
Alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz'in (S.A.V) sözleri aradan asırlar geçmesine rağmen insanoğluna yol göstermeye devam ediyor.

İnsanoğlunun en büyük düşmanı olan ve bu düşmanlığını da kıyamete kadar sürdürecek olan şeytanı kendimizden uzaklaştırmak aslında çok kolay.Her sabah evden çıkarken okuyacağımız bir dua şeytanları bizden uzaklaştırıyor.

İşte Peygamber Efendimiz'in her sabah evden çıkarken okuduğu ve sahabe efendilerimize okumasını tavsiye ettiği o duayı içinde barındıran hadis-i şerif:

Bir insan sabah evinden çıkarken şöyle dua ederse:

"Bismillâh, tevekkeltü alallâh, lâ havle velâ kuvvete illâ billâh" bu durumda ona şöyle denir:

Sen hidayet üzeresin, bu dua sana kafidir ve sen korunacaksın. Şeytanlar da ondan uzaklaşır. Ebu Davud

KARINCA İLE HZ. SÜLEYMAN (a.s)


08.11.2009 01:23
Bir gün Süleyman Peygamber (a.s) bir karıncaya bir yıllık yiyeceğinin miktarını sorar. Karınca da; "Bir buğday tanesi yerim" diye cevap verir. Bir gün Süleyman Peygamber (a.s) bir karıncaya bir yıllık yiyeceğinin miktarını sorar.
Karınca da,
"Bir buğday tanesi yerim" diye cevap verir.
Cevabın doğru olup olmadığını kontrol etmek isteyen Süleyman Peygamber (a.s) karıncayı bir şişeye koyar. Yanına da bir buğday tanesi koyarak hava alacak şekilde şişeyi kapatır.
Ondan sonra da bir yıl bekler.
Müddeti dolunca şişeyi açtığında bir de bakar ki karınca buğday tanesinin yarısını yemiş,
yarısını da bırakmıştır.
Kendi kendine meraklanır.
Acaba neden yemedi?
Bunun üzerine Hz. Süleyman (a.s) karıncaya buğday tanesini tamamen neden yemediğini sorar.
Karınca da,
"Daha önce benim yiyeceğimi yüce Allah (c.c) verirdi. Ben de O'na güvenerek bir buğday tanesini tamam olarak yerdim. Çünkü O beni asla unutmaz ve ihmal etmezdi. Fakat bu işi sen üzerine alınca doğrusu nihayet bu aciz bir insandır diye sana pek güvenemedim. Belki beni unutup yiyeceğimi ihmal edebilirsin. O yüzden de bir yıllık yiyeceğimin yarısını yiyerek, diğer yarısını da ertesi yıla bıraktım" diye cevap verdi.

Koreliler İslam’a koşuyor


09.11.2009 20:57
Güney Kore’de yaşayan binlerce Koreli İslam’a ve Müslümanlara karşı yürütülen savaşların etkisiyle İslam’ı öğrenmeye koşuyor.


Defne Bayrak / Timeturk

Güney Kore’nin başkenti Seul’deki bir İslami merkezin uygulama müdürü El-Cezire.net’e yaptığı açıklamalarda İslam öğretilerini öğrenmeye çalışan Korelilerin sayısının 50 bini aştığını, bunların en az yarısının sonunda İslam’a girdiğini, kendilerini İslam’ı öğrenmeye iten en önemli faktörlerin ise ABD’nin Afganistan ve Irak savaşı ile İsrail’in son Gazze savaşı olduğunu söyledi. Merkez müdürü sayıları giderek artan Müslümanların cami ve İslami merkez azlığı, fıkıh, sünnet gibi önemli İslami kitapların tercümesinin bulunmaması, Kur’an manalarının tek tercümesinin de çok eskilere dönmesi gibi önemli sorunlarla karşılaştığına dikkat çekti.

İsrail’in Gazze’ye karşı son savaşı ve ondan önce Amerika’nın Afganistan’a açtığı savaş, çoğunluğu herhangi bir dine inanmayan ve ‘öteki’leri nadiren kabul eden kapalı bir kültürün mevcut olduğu bir ülkede yaşayan binlerce Güney Koreli’yi İslam’ı öğrenmeye itti.

Güney Kore’de binlerce Koreli, sayıları oldukça az olan cami ve merkezlerde İslam dini öğretilerini öğrenmeye çalışıyor.

Güney Kore’deki İslami merkezlerden birinin uygulama müdürlüğünü yapan Münir Ahmet şu anda İslam dini eğitimi almakla meşgul olan Korelilerin sayısının 50 bini aştığını ve eğitim alan bu Korelilerin büyük kısmının da İslam’a girdiğini açıkladı.

Günlük aktiviteler

Ahmet, merkeze her gün birçok kişinin geldiğini, gelenlerin birçoğunun basından İslam, Filistin, Irak ve Afganistan’daki Müslümanların durumları hakkında duyup izlediklerine istinaden böyle bir eğilim gösterdiklerini ifade etti.

Ahmet, İslam’ı öğrenmek isteyenlerin sayısının özellikle İsrail’in bu yılın başında Gazze’ye karşı düzenlediği savaşın ardından gözle görülür şekilde artış gösterdiğine işaret ederek Seul’deki merkezi günde ortalama 15 kişinin ziyaret ettiğini söyledi. Merkezin icra müdürü bu kişilerin ya İslam’ı öğrenme talebinde bulunduklarını ya da merkezin aktivitelerini izlediklerini, en az yarısının ileriki dönemlerde İslam’a girdiğini belirtti.

“Terör” terimi

El-Cezire Televizyonu Seul’deki merkezi ziyareti sırasında iki yıldır sürekli merkeze gelen Koreli bir bayanın İslam’a girişine şahit oldu.

Müslümanlığı seçen Kang Mi Wayne yaptığı açıklamada şöyle dedi; “ben Hıristiyanlık’tan İslam’a geçtim. Çünkü İslam akidesi tek bir ilahtan bahsediyor. Bu da ilkokuldan İncil’den öğrendiğimizle uyuşuyor.”

Wayne, İslam’a iki yıl süren derin bir araştırmanın ardından girdiğini, İslami merkezden temin ettiği birçok kitap okuduğunu söyledi. Wayne, İslam’a ilk ilgi duymasının sebebinin Müslümanların “terörist” diye nitelendirilmesi olduğunu, araştırmalarının sonucunda ise bunun tam aksi ile karşılaştığını, İslam’ın hoşgörü dini olduğundan emin olduğunu belirtti.

Engeller ve sorunlar

Münir Ahmet, her geçen gün İslam’a giren Korelilerin sayısının artmasının yanında Müslümanların hala birçok engel ve sorunla karşılaştığını belirtti. Bunların en bilineni ise işlerini yürütecek, koşullarını düzenleyecek ve kendilerini dışarıda temsil edecek bağımsız bir heyetlerinin bulunmaması.

Müslümanların karşılaştığı zorluklar arasında İslami okulların bulunmaması ve camilerin azlığı yer alıyor. Kur’an-ı Kerim’in manalarının Kore diline yapılmış tek çevirisi de oldukça eski olup müracaata ihtiyaç duymaktadır. Aynı şekilde fıkıh, hadis kitapları ile İslam’ın en temel kitaplarının Kore diline tercümesi hala yapılmış değil. Kore’deki yerli ve yabancı Müslümanların sayısı hala belli değil. Orada sayılarını saptayacak bir sayım yapılmamış. Ancak Ahmet sayılarının çok olduğunu ve günden güne artış gösterdiğini kaydetti.

Dışarıdan gelenlerin rolü

Korelilerin İslam’a açılması merkezler ve az sayıdaki camilerle sınırlı değil. Az da olsa ülkeye gelen Arap tüccarların da Korelilerin İslam’a ilgi duymasında etkisi olmuş.

Kore’de İslam’a girmiş bir bayanla evlenen Arap bir tüccar, Müslümanların yaptığı ticaretin Korelilerin dikkatini çekmede büyük rolü olduğunu ifade etti.

Seul’ün ünlü caddelerinden birinde toplanmış Arap lokantalarını, günlük olarak yüzlerce Koreli’yi çeken, kalplerini yumuşatan ve İslam ya da hiç bilmedikleri Arap kültürü hakkında soru sormaya iten forumlara dönüştürdü.

Birkaç sene öncesine kadar Korelilerin anlamını dahi bilmedikleri “helal” kelimesi bugün başkent Seul’ün ortasındaki en ünlü caddelerden birindeki Arap ve Türklerin büyük lokantalarında karşılarına çıkıyor. Bu lokantaların müdavimlerinin büyük kısmı ülkenin Müslüman olmayan yerlileridir. Dışarıdan gelenlerin karşılaştıkları en büyük zorluklardan biri de dil sorunu yanı sıra bu dışa kapalı toplumla iletişim kurabilmektir.

09.11.2009 01:42
Gencin birisi Kabe'de iken bir torba dolusu altın bulur. Tam içinde bin altın vardır. Genç ne yapacağını düşünürken...


Gencin birisi Kabe'de hep,

- "Ey doğruların yardımcısı olan Allah'ım, Ey haramdan sakınanların yardımcısı olan Allah'ım, sana hamdü sena ederim," diye dua eder.

Bu durum herkesin dikkatini çeker. Birisi:

- "Neden hep aynı duayı yapıyorsun, başka birşey bilmiyor musun?," der.

O da anlatır:

Yedi sekiz sene önce yine Kabe'de iken içi altın dolu bir torba buldum. Tam bin altın vardı. İçimden bir ses:

- "Bu altınlarla, şunları şunları yaparsın" diyordu. Hayır dedim kendi kendime. Bu benim değil. Başkasının malı, kullanmam haram olur dedim. Bu sırada birisi

- "Şöyle bir torba bulan var mı?" diye bağırıyordu. Çağırdım onu.

- "Nasıl bir torbaydı? İçinde ne vardı?" diye sordum. Torbayı tarif etti ve "İçinde bin altın vardı" dedi.

- "Torban burada." diyerek verdim. Adam torbayı açıp bana otuz altın verdi. Pazara gittim. Temiz yüzlü genç bir esiri överek satıyorlardı. Gencin temizliği dikkatimi çekti. Yanlarına gittim,

- "Bu köle için ne istiyorsunuz?" dedim. "Otuz altın dediler". Adamdan aldığım otuz altını verip genci satın aldım. Bir iki yıl geçti. Genç çok çalışkan, çok edepli idi. Onu aldığıma çok memnun olmuştum. Bir gün onunla giderken karşıdan iki üç kişi geliyordu. Genç bana dedi ki,

- "Efendim, ben Fas emirinin oğluyum. Bu gelenler babamın adamları. Beni buldular. Senden beni satın almak isterler. Sen iyi bir insansın. Onlara otuz bin altından aşağıya satma." dedi. O kişiler yanıma geldi.

- "Bu esiri bize satar mısın?" dediler. "Satarım." dedim. "Altmış altın verelim." dediler. Ben de "Olmaz." dedim.

- "Sen bunu pazardan otuz altına almadın mı? Biz sana iki mislini veriyoruz" dediler.

- "Öyleyse gidin pazardan alın." dedim. Arttıra arttıra yirmibin altına kadar çıktılar. Otuzbin altından aşağı olmaz dedim. Çaresiz kabul ettiler. Ben o otuzbin altın ile işyerleri açtım. Ticaret yaptım. Daha çok zengin oldum. Bir gün bana arkadaşlarım,

- "Çok zengin bir ailenin iyi bir kızı var. Babası yeni vefat etti. Onunla seni evlendirelim." dediler.

- Ben de "Olur." dedim. Nikah kıyıldı. Deve yükleri çeyizini getirdiler. Çeyiz arasında bir torba dikkatimi çekti. Kıza, "Bu nedir?" dedim.

- "İçinde 970 altın var. Babam Kabe'de bunu kaybetmiş. Bulan gence otuzunu vermiş. Kalanını da bana hediye etti. Çeyizine koyarsın dedi" diye anlattı. Demek ki bulduğum altınlar benim rızkım imiş. Vermese idim haram yoldan gelecekti. Şimdi helal yoldan yine bana geldi. Bana yardım edip haramlardan koruyan, nice nimetler ihsan eden yüce Rabbim'e hamd ederim.
selam ve dua ile...

Kabe'de ibretlik bir hikaye


09.11.2009 01:42
Gencin birisi Kabe'de iken bir torba dolusu altın bulur. Tam içinde bin altın vardır. Genç ne yapacağını düşünürken...


Gencin birisi Kabe'de hep,

- "Ey doğruların yardımcısı olan Allah'ım, Ey haramdan sakınanların yardımcısı olan Allah'ım, sana hamdü sena ederim," diye dua eder.

Bu durum herkesin dikkatini çeker. Birisi:

- "Neden hep aynı duayı yapıyorsun, başka birşey bilmiyor musun?," der.

O da anlatır:

Yedi sekiz sene önce yine Kabe'de iken içi altın dolu bir torba buldum. Tam bin altın vardı. İçimden bir ses:

- "Bu altınlarla, şunları şunları yaparsın" diyordu. Hayır dedim kendi kendime. Bu benim değil. Başkasının malı, kullanmam haram olur dedim. Bu sırada birisi

- "Şöyle bir torba bulan var mı?" diye bağırıyordu. Çağırdım onu.

- "Nasıl bir torbaydı? İçinde ne vardı?" diye sordum. Torbayı tarif etti ve "İçinde bin altın vardı" dedi.

- "Torban burada." diyerek verdim. Adam torbayı açıp bana otuz altın verdi. Pazara gittim. Temiz yüzlü genç bir esiri överek satıyorlardı. Gencin temizliği dikkatimi çekti. Yanlarına gittim,

- "Bu köle için ne istiyorsunuz?" dedim. "Otuz altın dediler". Adamdan aldığım otuz altını verip genci satın aldım. Bir iki yıl geçti. Genç çok çalışkan, çok edepli idi. Onu aldığıma çok memnun olmuştum. Bir gün onunla giderken karşıdan iki üç kişi geliyordu. Genç bana dedi ki,

- "Efendim, ben Fas emirinin oğluyum. Bu gelenler babamın adamları. Beni buldular. Senden beni satın almak isterler. Sen iyi bir insansın. Onlara otuz bin altından aşağıya satma." dedi. O kişiler yanıma geldi.

- "Bu esiri bize satar mısın?" dediler. "Satarım." dedim. "Altmış altın verelim." dediler. Ben de "Olmaz." dedim.

- "Sen bunu pazardan otuz altına almadın mı? Biz sana iki mislini veriyoruz" dediler.

- "Öyleyse gidin pazardan alın." dedim. Arttıra arttıra yirmibin altına kadar çıktılar. Otuzbin altından aşağı olmaz dedim. Çaresiz kabul ettiler. Ben o otuzbin altın ile işyerleri açtım. Ticaret yaptım. Daha çok zengin oldum. Bir gün bana arkadaşlarım,

- "Çok zengin bir ailenin iyi bir kızı var. Babası yeni vefat etti. Onunla seni evlendirelim." dediler.

- Ben de "Olur." dedim. Nikah kıyıldı. Deve yükleri çeyizini getirdiler. Çeyiz arasında bir torba dikkatimi çekti. Kıza, "Bu nedir?" dedim.

- "İçinde 970 altın var. Babam Kabe'de bunu kaybetmiş. Bulan gence otuzunu vermiş. Kalanını da bana hediye etti. Çeyizine koyarsın dedi" diye anlattı. Demek ki bulduğum altınlar benim rızkım imiş. Vermese idim haram yoldan gelecekti. Şimdi helal yoldan yine bana geldi. Bana yardım edip haramlardan koruyan, nice nimetler ihsan eden yüce Rabbim'e hamd ederim.
selam ve dua ile...

Yasin Suresi'ndeki sırlı müjdeler nedir?


09.11.2009 23:30
Yasin Suresi'nin Peygamberimiz'in yanında çok ayrı bir yeri vardır. Yasin'i çok metheder, özelliklerini ve faziletlerini anlatır. İşte Efendimizin anlatımıyla Yasin Suresi:




Mehmet PAKSU yazdı...

Yasin Suresi'nde sırlı müjdeler

Yasin Suresi'nin Peygamberimiz'in yanında çok ayrı bir yeri vardır. Yasin'i çok metheder, özelliklerini ve faziletlerini anlatır

Yasin'e "Kur'ân'ın kalbi" diyen Sevgili Peygamberimiz, "Bir kimse Allah'ın rızasını ve ahiret günü saadeti niyetiyle Yasin'i okursa geçmiş günahları bağışlanır.

Bir başka hadislerinde de "Her şeyin bir kalbi vardır. Kur'ân'ın kalbi de Yasin'dir. Kim Yasin'i okursa, Kur'ân'ı on kere hatmetmiş gibi Cenâb-ı Hak ona sevap yazar" buyururlar.

Gerçektene de "Yasin Suresi'nin harfleri hesap edilse ve Kur'ân'ın bütün harflerine nispet edilse, on kat olması da nazara alınsa, şöyle bir netice çıkar: Yasin-i Şerif'in her bir harfinin yaklaşık beş yüze yakın sevabı vardır, yani o kadar hasene sayılabilir." (Sözler, 24. Söz)

***

Yasin'i hem geceleri hem de gündüzleri okumak sünnettir.

Gece okumanın iki büyük karşılığı vardır.

"Allah rızası için her gece Yasin'i okuyanın bütün günahları bağışlanır" hadisinde birinci sevabı anlatır.

"Her gece Yasin Suresi'ni okumaya devam eden kimse şehit olarak ölür" hadisin de ikinci büyük sevabı bildirir.

Gündüz okumanın mükâfatını da Peygamberimiz "Her kim gündüz vakti Yasin Suresi'ni okursa, ihtiyaçları giderilir" sözleriyle müjdeler.

***

Hz. Ebû Zer, Peygamberimizle arasında geçen bir Yasin sohbetini anlatırken der ki:

Bir gün güneş battığı sırada Resulullah'la (a.s.m.) beraberdim.

"Yâ Ebâ Zer, biliyor musun, güneş batınca nereye gidiyor" dedi

"Allah ve Resulü daha iyi bilir" dedim.

Buyurdular ki: "Muhakkak ki, güneş arşın altında secde etmeye gider, secde için izin ister, izin verilir. Fakat secde ettiği halde kendisinden bunun kabul edilmeyeceği zaman yakındır. O zaman da izin ister, ancak verilmez. Kendisine şöyle denir:

"Geldiğin yere dön, battığın yerden doğ. O da battığı yerden doğacaktır."

Ardından Resulullah (a.s.m.) şu ayeti okudu:

"Güneş de onlar için bir delildir ki, kendisine tayin edilen bir yere doğru akıp gider. Bu, kudreti her şeye galip olan ve ilmi her şeyi kuşatan Allah'ın takdiridir." (Yasin Suresi, 38.)

Ve ilave etti:

"Bu durma hadisesi ne zamandır, bilir misiniz? Bu zaman, kişiye imanının fayda vermeyeceği, artık inançsız hale geldiği zamandır."

***

Yasin manevi bir cankurtaran simididir. Peygamberimiz, bu konuda "Yasin'i ölmekte olanlarınızın yanında okuyunuz" ve "Yasin'i ölülerininiz üzerine okuyunuz" buyurarak Yasin'in feyzinden sekerâtta olanların ve ölmüşlerin de nasiplenmesini ister.

Okunan Yasin'leri bütün mü'min ruhlara bağışlamak lazım. Çünkü her bir Yasin her ruha bölünmeden ulaşır.

"Nasıl ki bir lâmba yansa, karşısındaki binlerce aynanın her birine tam bir lâmba girer. Aynen öyle de bir Yasin-i Şerif okunsa, milyonlarca ruha hediye edilse, her birine tam bir Yasin-i Şerif düşer." (Şuâlar "Birinci Şuâ")

***

Yasin Suresi bir rahmet hazinesi olduğu gibi, maddi bir rahmet olan yağmurun yağmasına da vesiledir.

Bediüzzaman Barla'da bulunduğu yıllarda Kur'ân hizmetine engel olurlar ve yağmurlar kesilir. "Yasin Suresi'ni şefaatçi yapıp Kur'an'ın feyzini ve bereketini isteyeceğiz" diyerek talebesi Muhacir Hafız Ahmed'e "Sen kırk bir Yasin-i Şerif oku" der.

Hafız Ahmed Yasin'leri bir kamışa okur ve suya bırakır. İkindi vakti gelir, semada hiçbir bulut yokken Hafız Ahmed, "Yasinler tılsımı açtı, yağmur gelecek" der. Ardından çok bereketli bir yağmur gelir. (Sikke-i Tasdîk-i Gaybî)